DENEDİĞİM ÜRÜNLER

21 Eylül 2014 Pazar

Kötü Bir Veteriner Deneyimi

Her ne kadar bu kötü veteriner deneyimini yaklaşık bir buçuk sene önce yaşamış olsamda paylaşmam gerektiğini düşündüm. En azından benim gibi insanları uyarmak adına.

Şu an oturduğumuz eve henüz yeni taşınmıştık ve binanın otoparkı alt katlarda bulunuyordu. Çok fazla insan dairelerine yerleşmemiş,site yeni inşa edildiği için pek çok kapı vs açık bırakılıyordu o dönem. Bir gün otoparkın içinde de bir anne ve yavru kedilerin olduğunu farkettim. Henüz yavrularını emziriyordu. Evimde her zaman acil durumlar için kuru mama bulunur. Hemen yukarı çıkıp mama indireyim dedim. Mamayı vermek üzere indiğimde farkettimki yavrulardan bir tanesinin arka ayakları oynamıyor. Hemen telaşlandım, yavruyu annesinin yanından kaptığım gibi eşimle bize en yakın Atakent'te bir veteriner polikliniğinin yolunu tuttuk. Malesef bize bakan doktor sanırım stajer yada yeni başlamış doktorlardan biriydi. Belki elli defa kediyi az önce bulduğumu, geçmişini bilmediğimi zaten annesi olduğu için geri bırakacağımı söylememe rağmen sürekli geçmişi ile ilgili sorular sordu, sanırım aklı başka yerdeydi. Muayene ederken yavruyu sabit tutamadığı için benden tutmamı istedi. Ki ben sonuçta öyle iğne yapılırken yada mıncıklanırken tutamam, içim acır. Bir de kediyi bende ilk defa görüyorum, yani elini kolunu tutma konusunda deneyim sahibi değilim.

Neyse bir şekilde aşısını yaptı, damla damlattı bunun dışında başka bir şey yapmadı yani standart muayene. Zaten muayene esnasında kedicik başladı bacaklarını oynatmaya.  Çıkan fatura 160 TL'di. Kediyi dışarıdan bulduğumu ve yine yerine  bırakacağımı, yani sahiplenmiş olmadığımı söylememe rağmen 160 TL. Elbette veterinerlerde para kazanacaklar ancak bu şekilde sokakta getirilen kedicikler için biz hayvan severlere indirimli fiyatlar uygulamalı ve muayene ederken biraz daha özenli olmalılar diye düşünüyorum. Daha öncede araba çarpmış bir kediyi Bakırköy'de Elif Veteriner Kliniğine götürmüştüm ve orada tedavisi için çok daha komplike iğneler muayeneler yapılmıştı ve ödediğim ücret 40 TL'ydi. Kediyi sahiplenmiş olsam bu ödeyeceğim ücretlere gocunmayacağım ama etrafımızda ihtiyaç duyan kedilerede yardım ediyoruz sonuçta ve bu tarz kliniklerinde bu yönde teşvik edici olması gerekir diye düşünüyorum.

Bu anlattığım olayda elbette veteriner kliniğin sahibini tenzih ediyorum. Sonuçta olayı o esnada muayeneyi gerçekleştiren doktor ve kasada duran kişi ile yaşadım, aynı durumu kendisi ile yaşasaydık farklı olurmuydu bilemiyorum ancak bir iki ay önce yine trafik kazası geçirmiş bir kediciği iş yerinden bir arkadaşımız oraya götürmüş ve benzer bir yaklaşım sergilediklerinden bahsetti. Bu sebeple kediyi oradan alıp yine Bakırköy'de bir veterine kliniğe emanet ettiler. Açıkçası bende alacağım kedicik için her ne kadar atakent'te bulunan klinik bize yakın olsada  yaşadığım bu olay ve yine arkadaşımın başına gelen benzer olay sebebi ile başka bir veteriner klinik bulacağım.

Ufaklığa ne olduğuna gelince. Annesinin yanında bıraktım ve bolca yaş ve kuru mamalarını da koydum. Bir kaç gün daha orada takıldılar. Hatta fotoğraflarını çekip internete koyayım belki sahiplenen olur diye düşünüyordumki sırra kadem bastılar. Ya güvenlik site dışına çıkardı yada başka bir hayvansever benden önce davranıp sahiplendi. Sonlarını malesef bilemiyorum ama yine aynı durumda bir kedicik görsem yine veterinere götürürüm ücreti ne olursa olsun.




20 Eylül 2014 Cumartesi

Boşalan dolaplar, hafifleyen yürekler

Son günlerde malesef yazı yazmaya fazla vakit ayıramıyorum. Aslında hazırlayıp yarım bıraktığım bir sürü taslak yazım var ama son dokunuşları bir türlü yapamadım. Kedimi hala hevesle bekliyorum. Bir yaz geçti artık sürenin sonuna geldik. Bu kadar heyecan beklerken malesef sürede ufak uzamalar olmak durumunda kaldı. Bayramdan sonraki haftasonu Antalya'da eşli bir iş yeri etkinliği peyda oldu. Ondan bir hafta sonra ise yakın bir arkadaşımızın Balıkesir'de düğünü var. Yani ekim ayının son haftası eğer şansım yolunda giderse kedime kavuşabileceğim. Ve bir süre etkinliksiz ve haftasonlarını evde geçireceğim ki birbirimize alışalım kaynaşalım. Bu arada bende mama, kedi kumu, oyuncağı vs gibi ıvır zıvırlarını araştırıyorum internetten. Onlarıda parça parça alayım diyorum nede olsa bir ay kaldı.



Kedi hedelerinin dışında geçtiğimiz hafta mutfak üzerinde çalıştım. Kullanmadığımız fazla eşyalarımızı tespit ederek kutulamak sureti ile hepsini depoya Balıkesir'e gitmek üzere gönderdim. Kullanılmayan sürahidir, boş kaptır, tepsidir, tabaktır , promosyon bardaklar vs hepsinden kurtuldum. Sonrada kalan eşyaları kullanım sıklığına göre mevcut dolaplara yeniden yerleştirdim.Tezgah üzerindeki bazı eşyaları dolap içlerine aldım. Bu süreç yaklaşık 4 akşamımı aldı. Ama kendimi yormadım, hafta içi olduğu için zaten yorgun oluyor insan , dinlene dinlene canım istedikçe uğraştım. Öyle içim rahatladıki...Hatta dolaplardan bir tanesinide kedinin maması ve eşyaları  için ayırdım. Eşyalar azaldığı için rahat rahat sığdılar. Boş yer bile kaldı ki mutfakta aman aman dolabımızda yok. Aynı uygulamayı önümüzdeki hafta giysi dolabım için yapmayı düşünüyorum. Zaten sık sık yaparım ama bir çok şeyi atmaya kıyamadığımdan geri koyarım, ama artık acımak yok ! Hafta sonu ise kanepe altlarını düzenleyeceğim. Oradada bir sürü ııvır zıvır duruyor. Herşeye hakim olup yerini bilmek çok güzel bir şey :).

Bu arada rızkıyla geliyor benim kedi çocuğum. Son yapılan yds sınavı sonucunda , sürpriz bir şekilde A kuru oldum ve çalıştığım kurum maaş tazminatı verdiği için bu demek oluyorki artık aylık aşı,mama kum masrafları dokunmayacak, hehehe. Onun için alışveriş yaparken biraz suçluluk duyuyordum abartmayayım diyordum ama artık içim rahat, ilk fırsatta o beğendiğim turmalama ağacını alacağım  :))

13 Eylül 2014 Cumartesi

Geçen Hafta Ben ve Kedi Tuvaletinin Yeri

Merhaba,

Geçen hafta benim için oldukça yoğun geçti çünkü cuma gecesi işim gereği özel bir organizasyon gerçekleştirdik bu sebeple çok fazla kendime ve hobilerime vakit ayıramadım. Ama kısa bir özet geçeyim istedim. Önce bir önceki hafta sonundan başlayalım.Dikiş dikicem diye aşağıda gördüğünüz üzere bol bol dağıttım her yeri. Normalde bu masada yemek yeriz ama malzemelerim yayılı olduğu için mutfakta yemek yemeye başladık :)







Ne zamandır giymediğim bir kotum vardı. Bir güzel kestim  iyi oldu, kot şortum yoktu. Paça kısımlarına beyaz sade güpürlerden dikmeyi düşünüyorum, kıvırma payını tam hesap edemeyip biraz fazla kısa kesmişim :/ yada kıvırmadan bu şekilde giyicem.




Bu defa bikinilerimi koymak için bir torba diktim, nasıl? Bu torba dikim işine bir süre daha devam edeceğim sanırım, pek çok kişiye hediye etmeyi düşünüyorum böylelikle dikiş olayını pekiştirmiş olurum.


Arada bunaldıkça soda açtım attım içine limon dilimini ooohh!!Filamingolarda bu esnada dans ettiler




Mudo indiriminden dayanamadım aşağıdaki şirin kahvaltı tabağından 2 tane aldım. Aslında son günlerde az eşya ile yaşama kararı aldık. Bu sebeple mutfak eşyaları ve nevresim setleri, giysilerimi sistematik olarak elden geçirip ihtiyacım olmayan eşyaları elden çıkarıyorum ve alışverişlerde kendimi frenliyorum. Bundan sonra stokçuluğa son, dolaplar boşalacak. Ancak bizimle beraber kalan eşyalar gerçekten sevdiğimiz ve zevk alarak kullandığımız eşyalar olmalı. Ben evlenirken hiç öyle tabak takımları vs almamıştım zaten kendi evimde yaşıyordum ve hali hazırda annemin evden gönderdiği fazlalık tabakları kullanıyordum. Artık onları yavaş yavaş elden çıkarıyor ve zevkime göre ufak alımlar yapıyorum.




Sonunda kedi tuvaletimiz ve taşıma çantamız geldi. Kolileri çok büyüktü bende taşıma çantasını çıkarıp tuvaletin içine koyarak tek koli şeklinde eve taşımayı başardım.



Öncelikle aldığım her iki üründe tam beklediğim gibi çıktı. Hatta tuvalet beklediğimden büyüktü bile diyebilirim.



Tuvaletin altındaki sehpa 90x90 . Üst kapağın çıkarılıp takılması çok kolay. Ürün içeriğinde belirtilmediği halde yanında filtresini de göndermişler. Filtre dediği de bence bildiğimiz siyah ince sünger. Bu arada göreceğini üzere şefaf kapağın yan ve alt kısmında 1 cm lik boşluk var. Ben bir önceki postumda bahsettiğim üzere zaten boşluk olsun havalansın istediğim için önemsemiyorum ama önemseyenler olabilir.


Yukarıda gördüğünüz ise taşıma çantası. Üst ve alt sepeti altı noktadan plastik parçalar ile sabitliyorsunuz. Biz oldukça zorlandık ama sonra bir şekilde hepsini geçirmeyi başardık. Tuvalet kendi kutusunda geldi ancak sanırım taşıma çantası açıkta depolanıyordu. Bu sebeple bir hayli pisti. Montajlamadan önce sabunla yıkamam gerekti. Şimdi mis gibi. Tozlanmasınlar diye Tuvaleti ve taşıma kabını iç içe koyup kutulayıp depomuza indirdik.

Tabi indirmeden önce bir kaç yer denemesi yaptım. En uygunu aşağıdaki gibi olacak sanırım. Hemen sağ altta gördüğünüz tuvalet. ilerideki ise taşıma kabı. Alışması için bir süre onu ortalarda tutmayı düşünüyorum. İçine yumuşak bir minder hazırlıyorum. Belki orada yatar kimbilir. Hemen onun yanına ise amerikan servis vardı evde mama kaplarının altına koyarım diye düşündüm her ikis de yeşil biraz tesadüf oldu. Yine pek kullanmadığımız seramik kaplarımız var evde onlarıda artık mama kabı yapmayı düşünüyorum.




Evet buda tam ters açıdan bir görüntü. Sokak kapısı hemen beyaz dolabın yanı.



Dairemizin planı aşağıdaki  gibi,tabiki eşya yerleşimimiz bu şekilde değil. Çalışma odasında örneğin oradaki gibi yatak vs yok. Pembe nokta yemek alanını , maviler ise tuvalet için düşündüğüm yerleri temsil  ediyor. Pencere yanları daha iyi olur diye düşünüyorum ama salonda koltuk yanı sorun olur mu mesela? yada küçük odada eşim sigara vs içiyor tuvalet için bile olsa o odaya girip çıkmak kediyi rahatsız etmezmi ? Banyolar malesef tuvalet koymak için küçük kalıyor. Antreye koymayı düşünüyorum dediğim herkes, orası uygun olmayacaktır , koku yapacaktır diyor. Siz evinizde tam olarak nereye kokuyorsunuz bu tuvaleti ??











3 Eylül 2014 Çarşamba

En İyi Kedi Tuvaleti Hangisi?

Merhaba,

Henüz bloğu yeni açtığımda bahsettiğim üzere kedimizi bayramdan sonra almayı planlıyoruz. Artık Eylül ayına girmiş bulunduğumuz için yavaş yavaş hazırlıklara başlayayım diye düşündüm. Bu sebeple de ilk somut adımı atarak ta ta taaa .....










 Kedi tuvaletimizi almış bulunmaktayımm!!

Tabi öyle hemen almaya karar vermek kolay olmadı. Ara ara araştırmalar yaptım. Fikrim kırk kere değişti. Bir Avrupa Amerika gibi çılgın seçeneklerimiz olmasa da yine de internette pek çok markanın kedi tuvaleti var ve daha önce evimde kedi bakmadığım için neye dikkat etmem gerekir bilemedim. Bende biraz internetten okudum, yorumlara baktım, kedi bakan kişilerle konuştum. Elbette bin bir türlü görüş çıktı ortaya ama ben kararımı Nestor Savic marka kapalı tuvaletten yana verdim. Burada da biraz bu kutunun özelliklerinden bahsedeceğimki belki benim gibilere bir faydam dokunur. Ayrıca kullanmaya başladıktan sonra da bu yazımı edit ederek yaşadığım artı eksi deneyimleride paylaşırım diye düşünüyorum.

Öncelikle belirtmem gerekir ki bence bu kedi tuvaletleri için en güzel çözüm kediyi klozete yapmaya alıştırmak. Her ne kadar imkansız gibi gelsede kulağa aslında mümkün. Böyle bir şeyin olabileceğini citty kitty ürününü görene kadar bende bilmiyordum. Pek çok online sitede satılıyordu, şimdi buraya link vermek için baktım ama galiba stoklarda kalmamış ya da ben göremedim artık niyeti olan varsa araştırır. Youtube'da da bir sürü video var. Nasıl yaparız bu işi derseniz size bir kaynak; kitapsızkedi'nin kedisi üzüm'ü klozete alıştırma hikayesi için tık.

Şimdi ben bebe kedi almayı düşündüğüm için ilk etapta böyle bir atraksiyona giremem ama biraz büyüyüpte serpilince kesinlikle denemeyi planlıyorum. İtiraf edeyim tembel biriyim ve ev işlerinden de hoşlandığım söylenemez. Çünkü temizlik konusunda insan bir ilerleme kaydedemiyor, yani temizliyorsun kirleniyor temizliyorsun kirleniyor , kısır döngü. Bu sebeple her işin pratiğine kaçmayı kıymetli zamanımın mümkün olduğunca en azını en efektif şekilde temizlik işlerine ayırmayı tercih ediyorum. Az yede temizlikçi tut dediğinizi duyar gibiyim :). Temizlikçi de tutamıyorum çünkü oturduğum çevrede temizlikçi nasıl bulunur bilemiyorum. Arkadaşlarım vasıtası ile bulduklarım da çoğunlukla meşgul, günlerimiz tutmuyor vs. bu sebeple ev temizliğini kendim hallediyorum son zamanlarda gayet iyi beceriyorumda ;). Bu kedicanın tuvalet kum işlerini de doğal olarak ben üstleneceğim, bu sebeple işleri kolaylaştıracak cin fikirlere açığım. Ayrıca klozete yapması bence kedi için de daha iyi temiz temiz kazma derdi yok, koku yok, küreklemesi için insana ihtiyacı yok. akşam gelince bir sifon oh mis. Neyse bu konuyu fazla uzattım galiba sonuçta bu klozet eğitimi işine ancak seneye girebileceğiz bu sebeple gelelim benim Nestor Savic seçmemdeki sebeplere...

En standart kedi tuvaletlerini biliyorsunuz. Aşağıdaki gibi düz dikdörtgen bir leğen şeklinde.




Daha önce kısa sürelide olsa bunlardan kullanmıştık ve etrafa çok kum saçıldığını gözlemlemiştim.. İlaveten bu defa kapaklı kedi tuvaleti almanın daha uygun olacağını düşündüm çünkü tuvaleti salonun giriş kısmına yerleştirmeyi düşünüyorum. Yani içeri giren tarafından ilk bakışta farkedilecek bir yer bu sebeple kapaklı olması önemli.





Yanda göreceğiniz savic nestor'un alt kısmı ise arka tarafı yüksek ve kumların saçılmasını belli bir oranda daha önleyebilir diye düşünmeme sebep oldu. Çünkü kediyi ilk aldığımız zaman kapağını kullanmayı düşünmüyorum. Öncelikle biraz alışması için açık olarak bu şekilde kullanacağım. Bir iki ay sonra kapak kısmı ile beraber kullanma niyetindeyim.





Ve beni cezbeden temizlerken işleri kolaylaştıracağını düşündüğüm bir özellik daha. Tepesi kısmi olarak açılabiliyor ve içindeki kumu küremek için illa üst kapağı komple çıkarmanıza gerek kalmıyor. Ayrıca bence tamamen örtülmeden bu şekilde de kullanılabilir.







Mesela sağdaki örneği düşünürseniz her gün kapağı kaldır geri tak eziyet olur diye tahmin ediyorum ve bu tip mandallı plastik ürünlerde mandal yerinde genelde erkenden bir eskime ve kırılma olur hele birde sıkı geçmeliyse çıkar tak ayrı dert. Savic Nestorda zaten kapağı tüm kumu değiştireceğim zaman bir haftalık yada iki haftalık süreçlerde çıkarıp takmak yeterli olacak gibi gözüküyor.





Buda son olarak kapağı kapatılmış hali;




Benim için Savic Nestor'a en yakın alternatif solda göreceğiniz Hagen marka tuvaletler oldu. Aslında onları da çok beğendim ve fonksiyonel olarak  savic ile aynılar. Hatta bence fotoğraflarda Savic'ten bir tık daha kaliteli duruyorlar, gerçek hallerini hiç görmedim ancak tercihimi savicten yana kullanmamdaki sebep arka kısmının yüksek olması ve ucuz olmasıydı. Yani sonuçta eğer planladığım gibi tuvalete alıştırma durumu olursa zaten bir iki sene sonra artık kullanmayacağım bir ürüne dönüşecek bu sebeple çok ciddi bir bütçe ayırmak istemedim. İlaveten Hagen 'in Smart Sift  modeli var. Kenarda kolu var çekiyorsunuz kakalar el değmeden atık kutusuna dökülüyor. Kedimi tuvalete alıştıramayacak olursam zaten o tip bir üründen yada kendi kendini temizleyen tuvaletlerden  paraya kıyıp almayı düşünüyorum. Merak edenler , neymiş bu diyenler üstlerine tıklasınlar.

Unutmadan bir konuda bilgilendireyim. İnternetteki yorumlara bakılırsa genel olarak alanlar memnun ancak yapılan bazı eleştirilerde öndeki şefaf kapağın tam olarak kapanmadığı bu sebeple kokuyu sızdırdığı söyleniyor. Ben açıkçası zaten içinin havalanmasından yanayım. Oda can, leş gibi kokunun hapsolduğu bir deliğe girmekten hoşlanacağını sanmıyorum. Elimden geldiğince hergün kürekleyip ve en iyi kumu seçip koku olayını minimuma indirmeye çalışacağım zaten. Ayrıca kokacak kadar kaldıysa o kakalar zaten koksundan aklımız başımıza gelsin temizleyelim tuvaleti !! Böyle düşündüğüm için benim kararımı olumsuz yönde etkilemedi.

Ben en uygun fiyatı önerdiği için 42 TL 'ye  Hepsi Burada alışveriş sitesinden aldım. Aslında kargo ücreti 11 tl gibi bir rakam olduğu için almayacaktım. Ancak tesadüf bu ki Moderna Marka No 1 taşıma kafesininde 30 TL gibi piyasanın çok altında bir rakama satıldığını gördüm. Üzerine birde metal tarak hediye ediyorlardı. İkis beraber kargosu 14 tl ye geldi.

Normalde Savic 52 TL'ye,  Moderna Kutu ise 50 -63 tl arasında satılıyordu. Yani normalde en az 110 tl ye mal olacak ürünler, 87 Tl 'ye gelmiş oldu. Çok büyük kar ettim sayılmaz ama bir defalık kum parasını çıkardım en azından =)

Nestor Savic için tık
Moderna No.1 için tık

Son olarak boyut özellikleri ile yazımı bitireyim

Nestor Savic : 56 uzunluk x39 en x 38,5 yükseklik
Moderna No 1 : 48 uzunlukx32 en x 31 genişlik

Tuvalet temizliği konusunda varsa ipuçları çekinmeden paylaşınız !!

Sevgiler,




31 Ağustos 2014 Pazar

Biraz Dikiş, Biraz Çarpı İşi

Merhaba,

Geçtiğimiz hafta çok fazla yazmaya vakit ayıramamıştım. Dikiş makinamı aldıktan sonra ilk denemelerime başladım. Bugün malesef hava kapalı fotoğraflarımda bu sebeple çok aydınlık çıkmadı ama idare eder.


Evet ilk diktiğim şey bir "kirli çamaşır torbası" oldu. :) Çok sık olmasada yıl içinde iş için seyahat etmem gerekiyor. Ve bu seyahatler sırasında kirlenen iş çamaşırları için genelde bir naylon torba bulundururum. İşte onun yerine şirin bir kumaş torba daha güzel olur diye düşünerek takipçisi olduğum cafenohut'un şirin mi şirin seyahat çantalarından dikmeye karar verdim.

Aslında proje cafenohut'un sahibi Ayda hanıma ait, ancak seyahatperest için tasarlanmış olduğundan yapım aşamaları seyahatperest'in sahibi Özge Hanım'ın bloğunda. Anlatımı oldukça güzel ve detaylı. Benim gibi hayatında daha önce dikiş makinesi kullanmamış biri bile ilk seferinde becerebildiyse siz de yaparsınız emin olun :) Kendilerine buradan tekrar teşekkürler.




En zor tarafı harflerin dikilme aşaması oldu. Özellikle burada fotoğrafı olmayan (ütülemeye çok üşendim) sarı torbada nedense çok zorlandım :/
Bu torbalar ilk denemelerim olduğu için tam tarifteki gibi diktim. Ancak devam eden çalışmalarım için üzerindeki yazı yerine şekiller, büzgü yerine fermuar koyma gibi tasarılar var kafamda .

Bir diğer uğraşım ise çarpı işi. Şimdilerde bu küçük tavşancığı bitirmekle uğraşıyorum henüz ne yapacağıma tam karar vermedim. Bitirince buradan yayınlarım.

Şimdi iyi hoş güzelde kedi gelince bu işlere devam edebilecek miyim bilmiyorum. Kesin rahat bırakmaz gibi geliyor. Ekimin ikinci haftası kavuşacağız aksilik olmazsa. Çok heyecanlıyım çok =) Onun içinde bir kedi yatağı projesi buldum. Dikince buradan paylaşacağım. Bknz. Doğmamış çocuğa don biçmek =). Neyse bir aksilik olurda benim iş suya düşerse kedisi olan birine hediye ederim artık.

Sevgiler,



30 Ağustos 2014 Cumartesi

Vejeteryanlık Üzerine



Serin bir cumartesi sabahından merhaba,

Aslında kapalı havayı sevmem ama ne yalan söyliyeyim şu hava inanılmaz rahatlatıcı ve dinlendirici geliyor. En sevdiğim mevsim yaz ama sıcaklar üst üste gelince de evde duş almadan durulmuyor. Böyle ara sıra serinlikler mutlu ediyor :)

Yaklaşık bir aydır yazmaya elim gitmedi çünkü akşamları bir meşguliyet yaşıyordum. Çünkü artık dikiş dikmeye başladım. Diktiklerim ile ilgili ayrıca hızlıca bir post hazırlayıp fotoğraflarını paylaşacağım. Ben çok sevdim bu işi :)



Gelelim başlıkta yazdığım vejeteryanlık konusuna. 1 Ağustos'tan beri yani yaklaşık bir aydır et yemiyorum. Bu kararı almamdaki işaret ise  kitapsızkedi' nin bir şuradaki yazısını okumam oldu. Zaten çok fazla tercih etmediğim, yerken içimin kötü olduğu, kısaca içime sinmeyen bir durumdu. Ama sanki dengeli beslenmek için yenmesi gerekli bir şey diye düşünüyordum. Ama yazdıklarından bir cesaret buldum, kendisine teşekkürler :). Daha önce karatay diyetini araştırmıştım ve o diyet içerisinde ete genişçe yer veriliyordu. Kendimce sağlıklı bulduğum bir diyet olduğu için bir dönem hoşlanmasam da ete ağırlık bile vermeye çalışmıştım. Hala daha Karatay prensiplerini sağlıklı buluyorum o ayrı . Bu arada diyet dediysem yanlış anlaşılmasın kilo verdiren anlamında değil "beslenme tarzı" anlamında diyet kelimesini kullanıyorum.

Şunu da belirteyim ben artık ömrü billah vejeteryanım asla et yemem gibi bir iddiam yok. Araştırdım, okudum ve denemeye karar verdim. Elbette bir noktada sağlıksız olduğunu hissedersem mecburen bazı öğünlerde yemeğe devam etmem gerekebilir ama şimdilik sağlıklı olduğunu düşünüyorum ve böyle  mutluyum  :)

Şimdi size biraz beslenme prensiplerimden bahsedeyim. Karatay 'dan öğrendiğim ve uygulamaya çalıştığım  şeyler şunlar olmuştu.

  • Mümkün olduğunca sindirilmesi uzun süren ve kana şekerini aniden yükseltmeyen yiyecekler tercih etmeliyiz. 
  • Yapay olan her şeyden kaçınmalıyız. 
  • En kuvvetli öğünümüz kahvaltı, en az yüklendiğimiz besin akşam yemeği olmalı. 
  • Akşam 8'den sonra bir şey yememeliyiz. 
  • Ara öğünden kaçınmalıyız.
  • Şekerden, hamurdan, ekmekten uzak durmalıyız.
Aslında daha bir çok madde var dikkat edilmesi gereken bunun için kitaplarını alıp okumanızı tavsiye ederim. Elbette buradaki tüm maddeleri uygulamak pratikte çok mümkün değil. Ancak ben olabildiğince uymaya gayret ediyorum. Kilomdan memnunum ve tüm bunları yalnızca sağlıklı yaşamak adına yapıyorum. Bu sebeple arada kaytardığım oluyor. Benim hayatımdaki değişikler aşağıdaki gibi oldu.
  • Çayı çok şekerli içerdim artık günün ilk çayını tek şekerli geri kalanı şekersiz içiyorum. Yüzümde ve vücudumda alerjik kaşıntı ve kabarmalar olurdu şekeri bırakmam ile birlikte son buldu.
  • Günde bir kez mutlaka kola tüketirdim artık haftada iki yada en fazla üçe düşürdüm.
  • Daha fazla yumurta daha fazla yoğurt, peynir ve ayran tüketir oldum.
  • Kahvaltı öğünü dışında ekmek yemiyorum yada nadir yiyorum.
  • Sucuk, salam gibi yapay gıdalar yemiyorum.
  • Ceviz ve fındık yemeye başladım
Evet, şimdi gelelim vejeteryanlık konusuna;


İçime sinmiyordu et yemek çünkü nasıl evimizdeki kedi, köpeği yemiyorsak o danayı da kesip yemek bana çok doğru gelmiyor. Öldürmek fiili hoşuma gitmiyor aslında. Ölü görmekten korkuyoruz ama hayvan cesetlerinin parçalarını pişirip yiyoruz. Bence çinlilerin börtü böcek yemesi bile daha az iğrenç kalıyor bu yaptığımızın yanında =) Ancak şekillenmiş algımız bunu böyle görmemize izin vermiyor.


Ben burda zekanın da rol oynadığını düşünüyorum. Yani zekası yakın gelen hayvanları birbirimizi, bir maymunu, bir kaplanı yada bir fili de yemekten tiksiniyoruz değil mi ? Bence sığır, inek, kuzu, tavuk için de aynı şey geçerli . Bize en yakın ve hatta evrildiğimizin düşünüldüğü maymunlar da vejeteryan besleniyorlar örneğin. Bir de tabi et endüstrisinin hayvanlara zulmüde hoşuma gitmiyor. Yani öyle bir kesim kıyım var ki, biz öyle bir bolluk içinde yaşıyoruzki belki o telef olan hayvanların yarısı boşuna katlediliyor çünkü biz sorumsuzca tüketiyoruz. Alıyoruz ama dolaplarımızda bozuluyor, öğlen yemeğimizde artıyor çöpe atılıyor. Yani o et için kesilen hayvana, verdiği cana saygı bile duymadan, içimiz acımadan  geçip gidiyoruz.

Şimdi gelelim benim son durumda ne tarz bir beslenme düzeni kurduğuma. Kırmızı ve beyaz et artık yemiyorum. Yediğim tek et çeşidi balık. Yumurta ve süt yoğurda artırarak devam ediyorum. Bence balık diyette bulunduğu sürece bu tarz bir beslenmenin sağlık açısından hiç bir sorun oluşturmayacağına inanıyorum. Kırmızı ve beyaz etten alamayacağım  b vitaminini balıktan temin ediyorum. Artı b12 hapı olan benexolüde ara sıra kullanarak destek alıyorum. Ceviz ve fındık daha fazla yemeye gayret ediyorum. Evde de akşamları protein içerikli nohut yemeği gibi yemekler pişirmeye dikkat ediyorum.
 Şanslıyım ki eşim zaten sebze yemeklerinde et yada kıyma olmasından hoşlanmıyor. Yani zaten akşam yemeklerinde et yemiyorduk, hafta sonları ancak köfte, kırk yılda bir biftek yapıyorduk. Onları da artık eşime kadar alır, yaparız.


Gerçek şu ki bence et yediğim zamana göre şu anda daha sağlıklı besleniyorum. Çünkü artık günde neyi ne kadar aldığıma dikkat ediyorum. Protein ihtiyacımı mutlaka karşıladığıma emin oluyorum.
Önceden ise bu kadar dikkatli ve hesaplı yemek yemezdim. Protein hesaplamak hiç te zor değil inanın belli bir süre sonra zaten otomatik yapıyorsunuz. Yine kitapsız kedinin bu hesaplamalara ilişkin bir yazısı için tık.(yazı için bir kez daha teşekkürler :) )

Son bir gözlemimi daha aktarayım. Dişlerimdeki diş taşı oluşumu durdu ve hatta geriledi. Diş etim sık sık kırmızılaşır ve şişerdi oda geçti. Çok tuhaf değil mi ? Herkeste olmayabilir ama bende olan güzel bir pozitif etki oldu.

Şimdilik düşüncelerim deneyimlerim böyle, zaman zaman bu konuda yeni keşiflerim olursa paylaşmaya devam edeceğim. Herkesin beslenme şekline, damak tadına ve fikrine saygı duyarım, herkesin kendi bileceği iştir. Ancak vejeteryanlık konusuna araştırma yapmadan önyargılı yaklaşmamanızı öneririm. Eğer siz de benim gibi et yemekten vicdanen çok memnun değilseniz ve damak tadı olarak aramıyorsanız bir düşünün bu işi ;) ...


Sevgiler,









21 Ağustos 2014 Perşembe

Banyomu Nooğğ!!



Bu videoyu izleyince gül gül öldüm. Resmen çocuk gibi, banyonun sonuna kadar noooğ çıklıklarını atmaya devam ediyor şaşkın =)

Not: Video kedinin sahibinin kediyi yıkamak zorunda olduğu bir günde çekilmiş, yıkamaya başladıklarında komik sesler çıkarmaya başlayınca kaydetmeye karar vermişler. Her zaman yapılan bir eylem değilmiş yani.

Popüler Yayınlar

Sayfalar