DENEDİĞİM ÜRÜNLER

12 Nisan 2015 Pazar

At Şampuanı Diye Bir Şey Varmış

Geçen ay Amerika'ya giderken iş yerinden bir arkadaşım sana şampuan sipariş edebilir miyim dedi. Ben de pek tabi dedim. Yalnız bir tanesi 1 kg ben senden 2 tane istiyorum dedi. Şaşırdım tabi ki ama bir kere evet demiş bulundum mecbur getiricez artık napalım :)

Meğersem istediği şampuan aşağıda resmini koyduğum at şampuanıymış. Amerika'da üretiliyormuş, Aslında başta atlar için üretilen bir şampuanmış ancak insanlarda da sonuç verince bir şehir efsanesi olarak adeta nam salmış.Ben tabi arkadaşımla dalga geçmeyi ihmal etmedim. Bu arada 1 litre şampuan 8 dolar, oldukça ucuz bence. Sözde saçları gürleştiriyor, dökülmeleri önlüyor ve güçlendiriyormuş.



Neyse Amerika'ya beraber gittim kız arkadaşlarımızla alacağımız siparişleri konuşurken onlarda demez mi bizde duyduk at şampuanı alıcaz diye :)) Beni sardı bir merak tabi. Kozmetik alışverişini yaptığımız Walgreens'lerden birinde bulduk ve raftaki bütün at şampuanlarını almış olduk. Ben yine abartmadım meraktan kendime bir şişe aldım sadece. Bu arada şişenin arka kısmında direction for human ve direction for animal diye iki farklı kullanma kılavuzu var.Yani bir atınız varsa bu şampuanı onun için de kullanabilisiniz hakikaten :D.

Kasiyer kadın kilo kilo şampuanları aldığımızı görünce şaşırdı, şampuanı ilk defa görmüş gibi üstünü okudu inceledi. Muhtemelen deli mi bunlar bunda bir bit yeniği var diye düşünmüştür..

Delimiyiz bilmiyorum ama hepimiz at şampuanlarımızı aldık,başladık kullanmaya. Bence normal bir şampuan işte. Çok acayip bir etkisini görmedim henüz, yalnızca sanki biraz dökülmesi azalmış olabilir. Kesin yorum yapabilmek için biraz daha uzun zaman geçmesi gerekiyordur. Geldikten sonra Türkiye'deki fiyatına baktımda 70TL gibi saçma bir fiyata satıldığını gördüm. 

Siz siz olun sakın öyle uçuk fiyatlara alayım demeyin. Birisine sipariş etme şansınız varsa edin yoksa o kadar para verilecek kalitede bir ürün olduğunu düşünmüyorum.

Şampuan bitince bu yazımı güncelleyeceğim.


9 Nisan 2015 Perşembe

Kedi İle Tatil



Miskintoşum yaza hazır !!


Çok uzun zaman oldu yazamadım... İnsan bir kere ipin ucunu bırakınca bir daha toplaması zor oluyor ama bir yerlerden başlamak lazım diyerekten yazıma başlıyorum.

Aslında çok fazla konu başlığı birikti. Anlatmak istediğim çok şey var ama en iyisi kaldığım yerden devam etmek ve Miskin ile geçen tatilimizi anlatmak.

 Bloğumu başından takip edenler bilir. Önceki seyahatlerimizde yanımızda götüremeyeceğimiz için 3 günlüğüne bolca mama ve su organize ederek yalnız bırakıyorduk. Bu defa yalnız kalacağı gün sayısı neredeyse 4'ü buluyordu. O kadar uzun süre üzüleceğini ve çok sıkılacağını düşündük ve pet otele bırakmaya karar verdik. Sonra biraz daha düşününce birlikte seyahat etmeyi denemeye karar verdik. Yaşıda henüz küçükken belki böyle mekan ve düzen değişikliklerine alıştırmış oluruz diye düşündük.

Tabi şimdi işin bir de konaklama kısmının halledilmesi gerekiyordu. Biz eşimin ailesinde kalacaktık ama eşimin annesi kesinlikle Miskin'i kabul etmeyeceği için kendi annemi aradım ve Miskin'i  konuk edip edemeyeceklerini sordum ve beni şaşırtan bir yanıt aldım "Evet" :)). Kızkardeşimde benim gibi kedileri çok sever, o tabi balıklama ben odamda bakarım dedi. Böylece karar verilmiş oldu.

Nede olsa arabamızla seyahat ediyorduk ve Miskin'i veterinere götürürken arabada hiç sesi çıkmıyordu.
Nitekim seyahatimizde aynı kolaylıkta geçti. Yaklaşık 5-6 saatlik bir araba yolculuğu süresince Miskoşumun gıkı çıkmadı. Yalnızca araba biraz hızlanınca yada viraj dönerken vıyık vıyıklandı ama çok uzun sürmedi. Onu da korkusuna bağlıyoruz. 

Miskin'i bırakacağımız için ilk bizim eve uğradık. Kafesinden hemen çıktı evi delilercesine koklamaya başladı. Bu arada biz gitmeden önce annemlerden boş bir koliden tuvalet yapmalarını rica etmiştim. Önce tuvaletinin yerini gösterdik ama o hiç ilgilenmedi bile. Varsa yoksa etrafı koklamak ve keşfetmek. Birde yürümesi varki neredeyse yere yapışık, tam korkuyorum ben yürüyüşü :))
Gece neredeyse 12 olduğu için gerekli tembihleri yaparak Miskin'i geçici yuvasına teslim ettik.

Aklım tabi kalmadı değil ama mecbur bıraktık artık. Ertesi gün uyanır uyanmaz hemen bizimkileri aradım, herhangi bir sorun olmadığını söylediler, zaten hemen akşamına da annemlere oturmaya gittik. Benim minnoş 24 saatte evi keşfetmiş yürümesi falan düzelmiş hatta bir neşe gelmiş bir o yana bir bu yana sıçrıyor. Babam gündüz top oynatmış. Kardemişle kovalamaç oynamışlar annemde yemekten artan butu önüne koyunca tabi bizimki bir şımarmış. Bir sıçramalar bir hoplamalar bir hareketler tam enerji patlaması yaşıyor. Bir de bizim ev çok eşyalıdır. Her taraf antin kuntin doludur, Miskin için o kadar girinti çıkıntı eminim çok eğlenceli olmuştur. Ertesi iki günde misafirlikte sorunsuz bir şekilde kaldı benim kuzum. Hatta ilk defa taze kaynamış inek sütü bile içti :D. Tabi benden habersiz. Annem kedilerin süt içtiklerini sandığı için taze kaynattığı köy sütünden bir tas ikram etmiş bizimkine. bizimkide ayıla bayıla hüpletmiş tabi ohh yarasın, sonrasında görünür bir rahatsızlığı yoktu demekki bizimkinin laktoz problemi yok diye düşünüyorum. 

Bir de tabi eklemeden geçemeyeceğim. Annem tüylü hayvanlara dokunamayan bir insandır. Ben hayatımda bir kediye köpeğe dokunduğunu görmedim. Son gün ben Miskini severken baktım annemde dayanamamış elini uzatmış tüylerini seviyor. Biraz istemsiz yaptığını düşündüğüm için ağzımı açıp aa sen tüylü hayvanlara dokunamazsınki demedim tabiki :D Bıraktım sevsin.

Bir de ananem ben Miskin'i oğlum diye çağırınca "ay hiç sevmiyorum böyle kediye köpeğe oğlum diyorlar" diye inceden bir laf attı. Beş dakika sonra "Annanesini de sevdi Miskin" diye dolanıyordu.

Yani diyeceğim o ki a dostlar, bu kedicikler en taş kalpleri bile eritir, ay elleyemem diyenleri oracıkta yalancı çıkartır. Herkes başta karşı çıktı ama eve gelincede sevmeden edemediler işte. Bunların Başkanı da benim kocam oluyor. Şimdi Miskinsiz bir ev oda düşünemiyordur emimim buna ;)

Neyse hikayenin sonuna gelecek olursak eğer, dönüş yolculuğumuzda gidiş yolculuğumuz gibi pürüzsüz geçti. En zoru eve geldikten sonraki benim işe gittiğim ve Miskin'in evde yalnız kaldığı gün oldu. Evde o kadar sıkılmışki akşam geldiğimde bana surat yaptı, ufak çaplı saldırılara geçti, ısırdı kanattı her yanımı. Devam eden iki gün boyunca bu hırçın tavrı devam etti. Neyseki saldırgan hali üç gün sürdü sonra yine normale döndük.

Ben yolculuktan dolayı sarsıldığını düşünmüştüm veterinerimizde bu konduda olabilir dedi ama  gittiği yeri sevmiş olabileceğini ve hareketli bir çevreden sakin bir eve dönmüş olmanın da onu üzmüş olabileceğini söyledi ve bende üzüldüm tabi bu yoruma.

Orada 4 gün  el üstünde şımartıldı, tüm gün evde biri olduğu için hiç yalnız kalmadı, yeni bir ortam olduğu için keşfetmekten müthiş zevk aldı bunu bende farkettim. Eğer annemler yine isterlerse bundan sonra Miskin'i hep yanımızda götüreceğiz sanırım çünkü bu kaçamaklar bize olduğu kadar ona da tatil gibi geliyor sanki.

Daha anlatacaklarım var , takipte kalın ;)


Sevgiler...









20 Mart 2015 Cuma

seyyah kedi

Merhaba,
Biz bu hafta sonu Miskinle yollara düştük Balıkesire gidiyoruz. Bakalım yolculuğumuz nasıl geçecek.


Sevgiler

Bu arada ilk defa telefon ile bir post giriyorum hiçte zor değilmiş :)





14 Mart 2015 Cumartesi

Kısa bir merhaba

Merhabalar,

Yaklaşık 8 gündür iş amaçlı yurtdışındaydım ve bu defa uçuş süresi oldukça uzun olduğu için toparlanmam zaman aldı. Biraz jetlag oldum desem yalan olmaz, özellikle uyku ve yeme içme düzenim karmakarışık oldu.

Bu Amerika'ya ilk kez gidişimdi ve çok heyecanlıydım. Sevmediğimi düşündüğüm tarafları çok ancak hep merak ettiğim bir yerdi. Gidilen eyalette çok önemli tabi, biz mimarisi ile ünlü şehir Chicago'ya gittik. Gerçekten manzarası güzel bir şehirdi. Sürekli gökdelenler arasında yaşamak istemezdim ama bu tarz ziyaretler açısından büyüleyici ve keyifli oluyorlar bence. Özellikle bir gece en yüksek ikinci gökdelenin (Signature) çatısındaki restoranın barında bir şeyler içtik, manzara ve yükseklik gerçekten nefes kesiyordu.

Açıkçası biraz yabancı geleceğini düşünmüştüm ancak bana o kadar tanıdık ve aşina geldiki ben burada çok rahat yaşarım dedim :). Çocukluğumuz boyunca empoze edilmiş bir Amerikan kültürü ve gençlik ve  yetişkinlik boyunca izlenen dizilerden sonra ne beklemeliydim tabi bilmiyorum. Avrupa'ya kıyasla Amerika bana daha çok Türkiye'ye yakın geldi. Yalnızca daha iyi bir düzen, temizlik, planlanmışlık ve herşeyin daha büyüğü.

En basitinden otel odası aynı Türkiye'dekiler gibi geniş ve yeni eşyalar ile döşenmişti. Avrupa'da aynı ücretli otellerde bu kalite temizlik ve genişliği bulmak imkansız gibi bir şey.

Aşağıdaki fotoğraf odamın manzarasını gösteriyor, 26. katta kalıyordum. Biz gittiğimizde hava sıcaklığı  -8 derecelerdeydi, bıırr . İnsanın açıkta kalan her yerini donduran bir soğuk. Chicago bir de rüzgarı ile meşhurmuş , takma adı "Windy City"miş.




Neyseki sonraki günlerde hava sıcaklığı 6 dereceleri gördü ve güneş açtı. Çok daha keyifli bir şehre dönüştü birden.

Akşamları iş çıkışı alışverişe gittik. Genelde buradaki boyner gibi mağazalar var Ross, Tj-Max, Nordstrom, Macy's ve kozmetik ve kişisel bakım için adım başı Wallgreens mağazalarına rastlamak mümkün. Bu mağazalardan çok güzel çantaları gayet uygun fiyatlara aldım diyebilirim. Türkiye'de 1000 TL ve üzerine satılan Marc Jacobs ve Michael Kors gibi markaları çok rahat bulmak mümkün düşük fiyatlara satılıyordu ancak yine de benim bütçemin üzerinde kalıyorlardı. Biraz aptallık edip hediye alma işini son gün outlete bakacağız umudu ile ertelemiştim. Outlette hiç bir şey bulamayınca hayal kırıklığına uğradım ve alacak bir şey bulamadım diyebilirim. Eğer bir gün yolunuz düşerse önerim şehir içindeki yukarıdaki mağazalardan hediye işlerini halletmeniz, Ohare havalimanı yakınındaki outlette malesef bir şey bulmak pek mümkün değil. Yani mağazalar var ama Türkiye ile aynı fiyatlara satılıyor, orada iki ara bir derede bir şeyler alacağıma Türkiye'den almak daha mantıklı geldi.

Yeme içme kültüründen de çok az bahsetmem gerekirse suyu mutlaka buzlu servis ediyorlar, hemde ne buz, sürahin yarısı su yarısı buz. İlginç bir şekilde bir de o buzlar çok geç eriyor. Ben genel olarak yemeklerini de beğendim. Avrupanın aksine buradaki menüler ve restoranlar kesinlikle bizim yeme içme kültürümüze daha yakın geldi. Fast food olarak Mc Donalds vardı ancak hiç Burger King göremedim. Aynı şekilde çok fazla pizacı yoktu. Papa Johns dışında pizacı görmedim diyebilirim. Kentucky'de hiç görmedim. Demekki bu markalar daha çok Amerika dışındaki pazarlara yönelik oluşturulan markalar diye düşünüyorum.

Keşke üniversite hayatım içerisine bir tane de work and travel sıkıştırsaydım ve Amerika'ya çok daha önce gidip gezme fırsatını yakalasaydım diye düşünüyorum. Şimdi ancak böyle iş aracılığı ile yada yıllık izin alarak gitmek  mümkün olacak ve gezmek için hep kısıtlı zamanım olacak malesef. Hala Amerika'ya taşınma planlarım devam ediyor aslında ancak pek çok şeyin denk gelmesi lazım. Bakalım zaman bize ne gösterecek.

Sevgiler,



The Millenium Park içerisindeki "Cloud Gate" nam-ı diğer "Bean".

Memento : Chicago filminden bir sahne


1 Mart 2015 Pazar

Takke düştü kel göründü

Dün bahsettiğim lokal kellik mevzusu canımızı sıkınca bugün hemen soluğu veterinerde aldık. Uslu oğlum veterinere giderken yine kendi kendine girdi kutusuna tıpış tıpış gittik. Veterinerimiz baktı ancak tam bir teşhis koymadı. Mantar olup olmadığını bir makine ile kontrol etti. Eğer olsaymış o makinenin merceğinde yeşil yeşil gözükmesi gerekiyormuş ancak hiç bir şey çıkmadı.

Enjeksiyon izi olmadığını oradan enjeksiyon yapılmadığını söyledi. Sanki biri tutup çekmiş gibi dedi.  Yada kabuklu bir yarası vardı, kabuk düşmüş gibi şuanda hiç bir iltihap veya enfeksiyona ilişkin bir iz yok dedi. Bu sebeple tedavi olarak bir sarımsağı ikiye bölmemi ve tüysüz yere iyice bastırarak sürmemi söyledi :)) türk usulu saç çıkarma yapıcaz :)). Onun dışında tüylerin çıkıp çıkmadığını kontrol edeceğiz. En azından mantar değil orası kesin.

Bizde son haberler böyle ...

Popüler Yayınlar

Sayfalar