DENEDİĞİM ÜRÜNLER

28 Haziran 2015 Pazar

Dişçi Korkusu Nasıl Yenilir?

Başlıktan fark edeceğiniz üzere bu postun konusu çok farklı. Yine enteresan bilgiler öğrendim ve yine paylaşma güdüsüyle dolup taştığım için soluğu burada aldım. Dişleriyle problem yaşamayanlar için sıkıcı bir yazı olabilir, ama benim gibi çocukluğundan beri dişçilerden uzak duran, dişçi koltuğuna elektrikli sandalye gözüyle bakan, ağzına yapılacak iğne sebebi ile üç buçuk atan biriyseniz bence bir göz gezdirin derim.

Benim dişçi korkum aslında 8-9 yaşlarıma dayanıyor. Öndeki süt dişlerimden bir tanesi sallanmaya başlamıştı ama henüz düşme kıvamına gelmemişti. Babamla birlikte bulunduğumuz ilçedeki diş hekiminin yolunu tutmuştuk. Diş hekimi son derece babacan bir edayla sakin ol bir şey yapmayacağım sadece kontrol edeceğim diyerek elini ağzıma soktu ve dişimi tuttu. Sonrası benim için travma çünkü aptal adamın niyeti eliyle dişimi çekmekmiş. Tabiki çok canım yandı ve çok korktum. Benim için son dişçi randevusu o gün oldu. Taki iki sene önceye kadar. 20 'lik dişim kocaman iltihaplanınca ve iki hafta boyunca geçmeyince artık pes edip arkadaşımın önerdiği bir dişçiye gitmiştim. Tabiki gün boyu stres yaparak, sürekli iğnenin bana doğru yaklaştığı görüntü kafamda dönerek, neyseki hiç te korktuğum gibi olmadı.

Sanırım benim çocukluğumdan bu yana dişçilerin yaklaşımı oldukça değişmiş :). Yada bilmiyorum gittiğim yer özel olduğu için de bu kadar ihtimam gösteriyor olabilirler ama benimle konuşmasından muayene tarzına kadar her şey çok farklıydı. Bence dişçi korkusunu yenmek için bir numaralı altın kural dişçiyi iyi seçmek. Doktorun pozitif yaklaşımı ve size en ince detaylarına kadar yalnızca tedaviyi değil niye başınıza böyle bir durum geldiğini açıklaması çok önemli. O kadar detay bilmek zorunda değilsiniz belki ama başınıza neyin neden geldiğini sorgulamak sonrasında alınacak tedbirler için çok önemli. İlk defa o doktorun muayenehanesinde iğne korkumu büyük oranda yendim mesela çünkü hiç canım acımadı. Meğer iğne yapmanında tekniği ve püf noktaları varmış. Önce jel ile iğne yapılacak yerleri güzelce uyuşturuyorlar. Sonra incecik iğneleri acele etmeden yavaş yavaş sıkıyorlar. Eğer iğne aniden sıkılırsa anestezi maddesi damarlara aniden baskı yaptığı için aslında canımız yanıyormuş yani iğne girdi diye değil. Benim korkumu bildiği için çok özenle ve aralıklarla anestezi işlemini yaptılar. Sonrası zaten uyuşukluk ve şişlik hissi. Bir takım aletler oyup duruyor ama acı hissetmeyince o kısım rahat geçiyor ben yine de geriliyorum tabi. İşte böylesine güzel bir dişçi deneyiminden sonra tekrar dolgu yapılmak üzere sözleştik ancak ben iş yoğunluğu vs bahane ederek gitmedim bir daha. Evet çok güzel geçti her şey süperdi ama uzaklaşınca yine korktum işte. Zaten 20 lik dişimin korkusuyla gitmiştim şimdi yeni bir ağrı sızı olmayınca erteledikçe erteledim.

Bu arada dişlerim kanıyordu zaman geçtikçe daha  çok kanamaya başladı, ama ben yine erteliyordum tabiki. Taki düne kadar, of çok tembelim. Ama artık konuşamaz , gülemez hale gelmiştim. Dişlerim çok kanadığı için fırçalamaktanda çekiniyordum sanıyordumki fırçaladığım için kanıyor diş etlerim hassas ama meğer o öyle değilmiş.

Bir önceki doktorum çok iyi demiştim ya dün gittiğim doktor çok çok çok iyiydi. Zaten bir önceki doktorumun dişçisi :). Güldüğüme bakmayın ben herhalde çürüklerden oluyor bu ağzımdaki koku vs diye düşünürken meğer çok daha dramatik ve çürük vs den çok daha vahim bir hastalığım varmış: Diş taşlarına bağlı gelişen kemik erimesi. Dişlerimizi hizada tutan yaklaşık 2cm kalınlığında bir kemik varmış altta üstte. Bakteriler işte diş eti, diş ve bu kemiğin arasında çoğalarak kemiğin erimesini ve dişin bu kemikten ayrılmasını sağlıyormuş. Tabiki bu oluşumun dereceleri var. Seviye arttıkça durumun vahameti artıyor. Benim orta seviyeymiş. Bir sonraki seviyeye gelirsem diş kayıpları yaşamaya başlayacakmışım. Yani 40 yaşında çok rahat 2-3 dişini kaybedersin böyle giderse dedi. 25-30 yaş arası ise bu hastalık çok agresif ve hızlı bir şekilde ilerliyormuş. Kaybedilen dişlerin yerine yenisi de konamıyor çünkü kemik erimesi olduğu için diş tutmuyormuş, dahası feci bir ağız kokusu alıp başını gidiyormuş. İşin özeti artık korkuların ardına sığınıp dişçiden kaçmak yok. Benim yıllarca ve anlamsızca kaçışlarım, kanıyor diye doğru düzgün fırçalamayışlarım yüzünden meğer dişlerim elden gidiyormuş. Hatta eğer hamile kalsaydın bu dişlerle ya düşük yapardın yada erken doğum dedi, artık siz düşünün.

Hemen tedaviye başladık. Aynı anda yaparsa kaldıramayacağım için tedaviyi ikiye böldü. Önce üst dişler temizlendi. Dişlerini temizletenler bilirler zaten süreci bana yapılan temizletmenin bir iki tık daha ağırı oldu çünkü dişlerin köküne yani diş etinin altlarına kazıma yapıldı. Anestezisiz mümkün olmayan bir tedaviymiş o yüzden yine gelsin iğneler. Ben tabiki yine stresten strese koştum, boncuk boncuk terledim, bi ara baktım küçük parmağım sandaletten dışarı çıkmış bana el sallıyor :) nasıl oynatıyorsam artık farkında değilim.
 Önceki dişçide bu korkuyu yendim sanıyordum ama dişçi değişince korkuda sıfırlandı. Ama neyseki bu sefer öncekinden de iyi bir deneyim oldu. bol bol uyuştum yani ata yapsalar devrilir uyurdu o derece :))

Ve gelelim size bahsetmek istediğim en önemli kısma. Kanıyor diye fırçalamamak değil tam tersine daha iyi fırçalamak gerekiyormuş. Fırçaladıkça kanamada azalacakmış. Sabah ve akşam minimum 3 dk üst en arkadan başlayarak yuvarlak hareketlerle ve her bölgede 10 sn kalarak bütün dişleri bu şekilde fırçalamamı tembih etti. Her akşam ise reçete ettiği özel gargara ile dişlerimi çalkalıycam ve en az 1 dakika ağzımda bekletecekmişim. 1 dk olması çok önemliymiş o kadar süre durmazsa çalkalamanın hiç bir anlamı yok dedi. 

İlk gün tabi ki çok kolay geçmedi, ağzımda sürekli kan tadı oldu ve hafif hafif sızlamalar devam etti ama ben tembih edildiği şekilde fırçalamaya başladım. Bugün ikinci gün ve hiç kanama olmadı. 
İnanamadım gerçekten son üç yıldır kanamasız bir fırçalama yaşamayan ben bu şiddette ve uzunlukta dişimi fırçalamama rağmen tek damla kırmızılık yok. O kadar mutlu oldum ki anlatamam. Sonuç bekliyordum da bu kadar çabuk değil. Meğer ne boşuna çekiyormuşum kanamaları, komplekse giriyormuşum onca zaman, rahat rahat gülemiyordum bile.

Sanırım doktorun dramatik konuşması ve emir verir tarzda detayıyla yapmam gerekenleri talimatlandırması beni de ciddi şekilde disipline etti. Bundan sonra ağız bakımını hayat rutinim içine yerleştireceğim. Eğer dişlerinizdeki problem benim gibi yaşam standardınızı düşürecek noktaya geldiyse ve ciddi korkularınız varsa size önerim iyi bir dişçi bulmakla işe başlayın. Belki de bütün dişçiler iyidir bilmiyorum ama benim korkumu yenmemdeki tek faktör dişçi oldu. Hala korkuyorum evet kim ister ki ağzının içine iğne olsun ama biliyorum ki emin ellerdeyim belli bir güven inşa oldu ilki kadar zor olmayacağını düşünüyorum  bu sefer :) 

İkinci tedaviyi de olduktan sonra bu konuda deneyimlerimi paylaşmaya devam edeceğim. Herkes benim gibi ödlek değil muhtemelen ama bir kaç kişi için mutlaka faydalı olur diye düşünüyorum, diş taşı deyip geçmemek lazımmış meğer..

Şimdi Miskintoşum olsaydı oda kucağıma kıvrılır ben yazarken arada klavyenin üzerine yatardı. Her şey daha güzel olurdu.... Tam bugün 1 ay oldu toprağa vereli ama sanki daha uzun zaman geçmiş gibi geliyor nedense belki evde olmadığı için... Yeterli zaman sonra yine karşıma zor durumda bir kedi çıkarsa sahiplenirim diye düşünüyorum ama bazen bu fikir beni çok korkutuyor. Bir daha aynı şeyleri yaşayabilir miyim bilmiyorum. Miskin'in ölümünü çok zor kabullendim. Genelde duvarları olan biriyim ve bağlanma, özleme gibi duyguları derinden yaşamam.Hayatımda bu kadar üzüldüğüm ve göz yaşı döktüğüm, özlediğim bir şey olmadı. En fazla işle ilgili yaşadığım sorunlara üzülmüşlüğüm var o kadar. Ama şimdi olurda yeniden sahiplenirsem bu defa iki kardeş kedi almayı düşünüyorum. Birbirlerini daha çok sevsinler, birbirlerine bağlansınlar , gündüz sıkılıyorlarmı diye düşünmeyeyim. Ben ikinci bir kişi olayım onlar için diye düşünüyorum. Böylece ben de çok fazla bağlanmamış olurum. Yine çok severim o ayrı ama Miskin'in tek kedi olması sebebiyle de çok vakit geçirip oyun oynadığımızdan onun her şeyi ben olmuştum, oda benim tabi. Şimdi bu kadar birebir bir ilişki kurmak çok gözümü korkutuyor. Neyse artık bunları zaman gösterecek. Bu sefer farklı bir konuda bir şeyler yazayım diye başlamıştım ama yine sonunu Miskin'e bağlamayı başardım galiba...

Sevgiler,

M








25 Haziran 2015 Perşembe

Yine öyle bir gün işte

Az önce yemek yapma niyetiyle buzluğu açarken gri bir alüminyum folyo buzdolabının kenarından göz kırptı bana. Miskin'in duvarla dolap arasına kaçırdığı toplarından biri işte...yine boğazım düğümlendi bilmiyorum neden ama yazmak istedim buraya...

Her gün eve girerkende düğüm oluyordu başlarda. Daha anahtar sesini duyar duymaz karşılamaya koşuyordu oğlum, hemen sevgi gösterileri, bir bün bile olmadıki gelmesin, kurulu oyuncak gibi pıtı pıtı ..Şimdi öyle zorki onu unutup sessizce eve girmek.

Kendimi dizi izlemeye verdim bende. Durmadan dizi izliyorum düşünmemek için. Modern family isimli aile komedisi Gerçekten çok başarılı bir dizi, bu zamana kadar izlediklerim arasında açık ara en iyilerinden biri. Sürekli izlediğim için tabi çoktan bitti. Jonathan strange ve mr norrel i izledim oda bitti şimdi episodes a başladım oda komik bir dizi. Miskin hayattayken hiç izlemiyordum. Zaten vaktim olmuyorduki. Birlikte bir şeyler yapıyorduk genelde. Ama şimdi bu boşluk beni rahatsız ediyor. Oyalanacak başka bir şeyler daha bulmalıyım sanırım bir sonraki aşamada kitaplara sararım.
Zaten yakında yaz tatiline çıkıyorum. Belki tatil iyi gelir ..


20 Haziran 2015 Cumartesi

Buruk Geçen Yıldönümü

Geçtiğimiz 18 Haziran eşimle evliliğimizin 4. yıl dönümüydü. Koskoca 4 yıl geçmiş inanasım gelmiyor. Sanki daha dün evlenmişiz gibi.. Genelde özel günlerde her zaman yaptığımız gibi dışarıda yemeğe çıkalım dedik. Deniz manzaralı açık hava bir yere gittik. Başlarda iyi idare ettik. Sonra bir iki derken sokak kedileri uğramaya başladı masamıza. Her birini çok sevdik, yemek geldikten sonra paylaştık bile. Hatta Bir tanesi Miskin'e benziyor diye ona kıyak geçtik.

Sonra aniden eşim iş yerinde her gün gördüğü kedilerden bahsetti ve Miskin'i çok özlüyorum dedi. Özellikle bir önceki akşam ben uyuduktan sonra salonda otururken onu düşünmüş. Aniden ondan gelen bu dökülme hali beni şaşırttı. Neden şaşırttı derseniz Miskin'in hastalığı ve ölümü süreçlerinde ikimizin acıyla baş etme yöntemleri farklı olmuştu. Ben çok ağladım, hala ağlıyorum..Sabah, öğlen, akşam, ev, iş farketmiyor. İlk günden beri hep onu düşünüyorum. Hem iş hem özel telefonumda arka plan resminde o vardı, hiç birini değiştirmeye içim el vermedi. Unutmak istemedim çünkü bir an bile, hep ondan bahsediyorum..

Eşim ise biraz daha farklı  kabulleniyor acıyı. İlk günler oda benim gibi perişandı tabi ama sonrasında aklına getirmemeye çalışıyordu, unutarak kaçıyordu ama miskin'in ne zaman fotoğrafını görse kötü oluyorum bu yüzden düşünmemeye çalışıyorum diyordu.

Bu sefer konuyu onun açmasına şaşırdım çünkü konuşmaktan kaçıyor gibiydi çoğu zaman. Miskin'e en az benim kadar o da bağlanmıştı. Her ne kadar en başta gelmesini istememiş olsa da sonra onsuz olamaz olmuştu oda. Uzun zaman Miskin'den konuştuk, onu ne kadar çok özlediğimizden, yaptığı yaramazlıklardan, komikliklerden...Eşimin yanımıza gelen kedilerin her biriyle ilgilenmesi ve gelmelerinden hoşnut olması Miskin'in ona mirası diye düşünüyorum. Arkasında bir değil iki tane kedi aşığı bıraktı oğlum, ah keşke biraz daha bizimle kalabilseydi.

Şimdi yanımda olması için ve bir kere sarılabilmek için neler vermezdim...

Kalkmaya yakın tombik bir tekir geldi yanımıza, ne olduğunu anlamadan hop diye kucağıma atlayıp çörekleniverdi...Göz yaşlarımı yine tutamadım tabii, uzun zamandır ilk defa kucağıma kedi oturmuştu. Oğlum yine üzülmeyelim diye bir arkadaşını gönderdi diye düşündüm. Yumuşacıktı kedinin tüyleri, eşimde dayanamadı hemen başladı sevmeye ki normalde sokaktaki kedilere asla el sürmez.

Ya işte öyle Miskin oğlum. Sen gittin ama biz senin acını hala atlatamadık, içimiz hep buruk, hep bir şeyler eksik... Hep gözümüz sana benzeyen tekirleri arıyor. Ara ara yine kendime kızıyorum.. Kısırlaştırmasaydık diyorum, acaba yolculuk stresimi diyorum, yoksa fip değilde başka bir şey miydi diyorum. Suçluluk nöbetleri yine geliyor arada ama en azından artık huzurlusun, acı hissetmiyorsun belki yanımızdasın bize göz kulak oluyorsun diye düşünüyorum, dayanmaya çalışıyorum..





3 Haziran 2015 Çarşamba

Oğlum


Geçtiğimiz cuma sabahı oğlum Miskin'i kaybettik..
Bloğa yazacak cesaretim ve gücüm olmadığı için ancak şimdi haber verebiliyorum..
Hastalığını öğrendiğimiz 16 Nisan'da zaten şansının olmadığını ve öleceğini biliyorduk ama yine de bir umut işte vazgeçmedik. Öleceğine üzüldüğümüz kadar yaşadığı süreçte üzüntü vericiydi. Gözlerimizin önünde eridi, bir deri bir kemik kaldı oğlum..Onu her gün öyle görmek hiç kolay olmadı..

Tam bir ay on üç gün direndi, son haftasında artık ayağa bile kalkamıyor, dengesini sağlayamıyordu..
Tüm süreç boyunca iş yoğunluğu sebebiyle gidemediğim bir iki gün haricinde hergün veterinere gittim ve yaklaşık bir saat kucağıma alıp sevdim oğlumu, iyileşmeni bekliyoruz seni çok özledik, seni çok seviyoruz dedim... Terkettik sanmasın istedim..İyikide gitmişim görmüşüm, son gördüğüm zaman son kez başını okşadığımı bilmeden veda etmişim. Keşke okşamak yerine son bir kez daha öpseydim o gün...

İyiki veterinerden dört günde olsa çıkarıp eve getirmiş o dört gün birlikte koyun koyuna yatmışız diyorum şimdi. Kafasını boynuma sokarak, patisiyle sarılarak uyudu oğlum, bende ona sarıldım öptüm..

Çok özlüyorum çok , kelimelerle anlatılmayacak ben öleceğim güne kadar aklıma her geldiğinde içimi burkacak bir özlem bu, yaşayanlar hak verecektir. Şimdi o yok, ev boş, sessiz ve neşesiz..

Miskin'in durumu ağırlaşınca öldükten sonra ne yapmamız gerektiği konusunu da  araştırmıştım istemeyerek. İstanbulda Tuzla Hayvan Barınağına bağlı bir hayvan mezarlığı olduğunu öğrendim,  zaten başka da mezarlık bulunmuyor. Yakılmasını isterseniz de Pendik'te bir yer var ama küllerini alamıyorsunuz. Bence can bedenden çıktıktan sonra yakılmış yada nereye gömülmüş çok farketmiyor. Aklıma gelen seçeneklerden bir taneside Balıkesir'de bulunan babamın hergün gittiği şehrin biraz dışındaki bahçemizdi, tabi mesafe uzak olduğu için, kaybedersek Tuzla'ya gideriz diye düşünüyordum. Cuma günü haberi alınca kuzumu Tuzla'ya götürmek yerine buraya götürelim dedik. Gömüldüğü yer farketmiyor ama kıyamadım işte yine uzaklara gömmeye içim el vermedi...

Oğlumu en sevdiği pembe sabahlığın parçalarına sarıp uğurladık. Sürekli birileri olduğu için yalnız kalıp konuşamadım oğlumla hep içimden söyledim diyeceklerimi, göz yaşlarımı rahat dökemedim. Genç bir çam ağacının yanına gömdük, başucunada sardunyasını diktik, umarım tutar...

Bahçeye girdiğimizde bizi aynı Miskin'e benzeyen bir tekir karşıladı, bize baktı, etrafı kokladı  sonra arkasını dönüp yavaş yavaş uzaklaştı..Garip ve güzel bir tesadüftü belkide oğlum vedasını böyle yaptı.

Suçlu hissediyormuyum ? Evet hissediyorum, suçluluk duygusu hiç geçmeyecek bunu kabul ediyorum.   Ona daha iyi bakabilirdim, belki koruyabilirdim şimdiki bildiklerimi bilseydim ama bilmiyordum işte.. Artık olana,ölene çare yok bunu da biliyorum. Zaten bu suçluluğu bütün sevdiklerimiz için duymayacakmıyız, bir sürü keşkelerimiz olmayacak mı gidenin ardından..Marifet bu keşkelerin sayısını azaltmakta belki..

Zamana ihtiyacım var artık, bu kaybı sindirmek ve alışabilmek için..
Yanımda olanlara, acımı paylaşanlara bir kez daha çok teşekkür ederim.


----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Oğlum, en iyi arkadaşım, ilk göz ağrım, bebek kedim seni çok özlüyorum ve özlemeye hep devam edeceğim.
Yerin hiç dolmayacak. Gözlerimin içine konuşacakmış gibi bakıp kocaman patilerinle sarılman, güzel kokun- evet sen çok güzel kokuyordun, uyurken bazen gözümü açtığımda seni koynuma kıvrılmış bulmam , yaptığın tatlı yaramazlıklar, sonsuz pati masajların, ikimizinde gönlü kalmasın hak geçmesin diye hem beni hem babanı sırayla sevmen, nerede olursan ol ben çağırınca koşarak gelmelerin ve daha pek çok hatıra hiç unutulmayacak. İyi ve sevgi dolu bir kediydin oğlum, bu sonu hiç hak etmedin. Tek isteğim  bir gün bu hastalığın bir çaresi bulunurda senin gibi tatlı kedicikler sevdiklerinden böyle zamansız ayrılmak zorunda kalmazlar...

Umarım bu kısacık zamanda mutlu edebilmişizdir seni, sende bizi sevmişsindir oğlum. Daha fazlasını yapabilseydik keşke ama olmadı işte... Acı çektirdiysek affet nolur, ne yaptıysak seni sevdiğimiz için, kurtulman ümidiyle yaptık...Artık sonsuz huzuru buldun..

Seni çok seven ailen..

18 Mayıs 2015 Pazartesi

Son günlere girerken

Miskin' in durumu artık oldukça kötü. Malesef hastalık reflekslerini ve dengesinide ele geçirmiş durumda... Bugün birde yediklerini kusmuş. Sanırım son dönemeçteyiz. Çok mücadele ettik ve çok uğraştık ama olmuyor, hiç bir iyi işaret yok, gün geçtikçe çöküyor oğlum.

Bugün veterinerimiz durum artık çok ciddi bir boyut alıp ağrı ve acıları çok olduğu zaman ben size haber vereceğim dedi. Ben öldürmeyi tercih etmem ama o noktada karar sizin olacak dedi. Bir parça içim rahatladı çünkü acaba çokmu acı çekiyor, tedavi ederek boşunamı acısını uzatıyoruz diye düşünüyordum. En azından şimdi zamanı geldiğinde bileceğiz. Böyle bir şeyi ilk defa söylediğine göre demekki zaman yaklaşıyor belki bizi hazırlamak ve konu hakkında düşünmemizi sağlamak istemiştir.

Ev o kadar boş ve anlamsız geliyorki miskin olmadan, anlatamam. Teşhisi ilk öğrendiğimiz güne kıyasla bir aydır ayrı yaşadığımız için bir derece daha metanetli oluyor insan. İlk günler çok daha zor olmuştu ama yinede bugün ayakta duramadığını ve dengesinin bozulduğunu görmek ikinci bir yıkım oldu. Ne kadar ağlasamda içim açılmıyor, ferahlama hissedemiyorum bir türlü belki buraya yazarsam içimi dökebilirim diye düşündüm.

Eğer ben şimdiki bilgilerime miskini bulduğum zaman sahip olsaydım ne yapardım biraz onlardan bahsedeyim. Ben veteriner değilim, uzman hiç değilim bütün yazacaklarım benim görüşüm ve tercihlerim. Bir kere onu sokaktan bulduğum için ne kadar sağlıklıda gözükse rutin aşılarını yaptırmak yerine kan tahlili yaptırırdım. Corona, tokso ve felv, fiv testlerini yaptırırdım. Evet bunları toplayacak olursanız hepsi bir dünya masraf eder ama inanın şuan harcadığımız paranın onda biri etmez. İşin manevi kısmına girmiyorum. Böyle testleri o zaman yaptırabileceğimi bilseydim yaptırırdım, sonuçta veterinerler kedinizi bir sorunu yoksa sağlıklı kabul ederek işlem yapıyorlar bu sebeple bu tarz testleri yaptıralım mı diye sormuyorlar. Bütün tahlillerden sonra çıkacak sonuçlara göre aşı faslına geçerdik.

1) Kısırlaştırma için en azından bir buçuk yaşını beklerdim. Kediler iki yaşına yani erişkinlik dönemlerine kadar bağışıklık sistemleri oturmuş olmuyor bu sebepele zaten fip en çok iki yaş atlı kedileri ve yaşlı kedileri (on yaş üstü ) etkiliyor. Bu sebeple coronalı bir kedim varsa kısırlaştırmayı erteleyebildiğim kadar ertelerdim. Kısırlaştırma için en hafif narkoz yöntemi ne ise onu araştırıp veterinerimin o yöntemi kullandığına emin olurdum. Çünkü fip gibi hastalıklar en çok ameliyat sonraları patlama gösteriyor.

2) Yolculuklara çıkarmamayı tercih ederdim. Çünkü düzeni bozuluyor ve saatler süren bir araba yolculuğu kedilerş ciddi strese sokuyor.

3)Asla ama asla kedi pansiyonuna bırakmazdım ki ben bırakmadımda. Bu ister tek odada bakıldığı bir yer olsun, ister veteriner pansiyonu, ister başka şey. Çünkü kediler coronayı dışkıları yolu ile saçıyorlar. Coronalı bir kedinin aynı pansiyonda yada bir kaç ay evvel bile olsa aynı odada kalmış olması oranın virüslendiği anlamına geliyor. Ve bu virüs halı, kumaş gibi yüzeyler gömülü olarak 7-8 ay yaşayabiliyor. Yani siz kedinizi tek bakılan bir pansiyona bırakıyor olsanız dahi, o odada kalan coronalı bir kedinin virüsleri çoktan etrafa yerleşmiş oluyor. Toplu olarak serbest bakılan yerleri söylememe gerek yok heralde.

4) Dışarıya çıkarmazdım. Ben bu deneyimi yaşamadan önce amaan nolcak canım dışarı çıkarmadan olurmu, bütün hayatı dört duvar arasındamı geçicek yazık değilmi diye düşünürdüm. Eğer bahçe katı bir evniniz yok yani ona sürekli dışarı çıkmanın rahatlığını sağlayamıyor yada hali hazırda kedinize bahçede bakmıyorsanız ara sıra çıkarmanın hiç bir mantığı yok. Tam tersine her çıkarışta risk almış oluyorsunuz. Hem dışarı çıkmanın stresini yaşatıyor hemde mikroplara açık hale getirmiş oluyorsunuz. Burada ufak bir dipnot.Normalde dışarı çıkmaya alışkın bir kediye birden bire dışarıyı yasaklarsanız  oda iyi olmayabilir çünkü bu defa yine strese girebilir. Kısaca bir karar vermek lazım ya sürekli evde bakılacak yada sürekli dışarı çıkma imkanı olacak ikisinden birini seçmek bence en doğrusu. Emin olun evde yaşaması böyle pis bir hastalığa kurban gitmesinden çok daha iyidir.

5) Beslenme planı hazırlardım. Alması gereken tüm vitaminler mineraller herneyse aylık planlar halinde önceden veteriner ile görüşüp almasını sağlardım. Mesela virüsler en çok mevsim geçişlerinde özellikle sonbahar ilkbaharda etkinliklerini artırıyormuş bende bu geçiş dönemleri için tedbir alırdım. Kısırlaştırma ameliaytını mart ayında değilde temmuzda yaptırırdım mesela en basitinden.

Güncellemeleri kırmızı ile yapıyorum böylece yazıyı ikinci kere okuyacak olan  kişiler olursa değişiklik olduğunu görebilsinler.

6) Başka kedinin kullandığı oyuncakları almazdım. Miskin daha ufakken bir arkadaşım daha önce baktığı kedilerinden tırmalama tahtası kaldığını verebileceğini söylemişti. Bende daha büyük bir tahta alana kadar kullanmak üzere kabul etmiştim. Şimdi düşünüyorumda belki de o tırmalama tahtası ile geldi virüs eve bilemiyorrki insan. Bu sebeple siz siz olun başka kedinin kullandığı hiç bir eşyayı evinize sokmayın

7) Miskin'in evde yalnız kalması hiç içime sinmiyordu. Bu kötü olayı yaşamamış olsaydık eğer zaten bir arkadaş daha almayı planlıyordum yanına ama hastalık ortaya çıkınca kısmet olmadı. Şimdi diyorumki keşke tek kedi olarak bakacağıma Miskin daha küçükken yanına bir arkadaş daha alsaydım. Belki onu evde yalnız bırakarak hata ettim. İki kedi bence tek kediden daha avantajlı olurdu, evde içim rahat yalnız bırakırdım. 

8) Hemen bir önceki  madde ile yakından alakalı bir konu. Evde hali hazırda kediniz var ise yanına arkadaş almadan önce mutlaka corona ve diğer virüsler ile ilgili testlerini yaptırın. Siz sokaktan başka bir can kurtarıyorum diye düşünürken aslında evinize coronayı sokuyor ve geri dönülmez bir sürece adım atıyor olabilirsiniz. Fip fighters 'ta kedileri ölen pek çok insan yazısında hep bu pişmanlıklarını dile getiriyor. Ters taraflı düşünecek olursanız kendi kedinize yaptıracağınız test sonucunda corona pozitif çıkarsa eğer başka bir canı evinize almamanızı öneririm. Bu sefer onun hastalığının sebeplisi olabilirsiniz...

9) Corona virüsünün aşısı bulunmuyor. Pfizerin çıkardığı bir aşı var ama koruyuculuk değeri %50 gibi bir şey ve Türkiye'de bulunmuyor çok şaşırdınız değil mi, zaten gerekli bir ilaçta Türkiye'de bulunsa...

10) Tuvaletini daha sık temizlerdim. Ben bol kum koyduğum için bazen gün aşırı temizlik yapıyordum ama kendi dışkısından bu virüsle tekrar enfekte olabileceğini bilseydim her gün istisnasız bahanesiz temizlerdim. 

Sanırım şimdilik aklımdaki her şeyi yazdım, daha da bir şeyler gelirse edit ederek ekleyeceğim. Dediğim gibi bunlar benim doğrularım. Herkese göre farklı olabilir , herkes katılmayabilir, ama ben bazı şeyleri başa sarabilseydim bu dediklerime maksimum önem gösterirdim.

Son olarak kedinizin sağlık masrafları için aylık mutlaka bir kenara birikim yapmanızı öneririm. En ufak testler bile çok masraflı olabiliyor onun içinde maddi manevi her zaman hazırlıklı olmak lazım.

Eğer yazımı sonuna kadar okuduysanız şimdi doğruca kedinizin yanına gidin ve sımsıkı sarılın ona ne kadar çok sevdiğinizi bir kez daha söyleyin. Boncuk gözleriyle yüzünüze deli mi ne diye bakacaktır muhtemelen :) ,

Miskine bir şey olursa buraya yazabilirmiyim bilmiyorum bir daha... Buda benim veda yazım olsun sizlere. Son bir aya kadar çok keyifliydi her şey, iyi bir yazar değilim ama yazıyordum işte kendimce bir şeyler.

Bir gün tekrar görüşmek dileğiyle şimdilik hoşçakalın dostlar, kendinize ve kedilerinize çok iyi bakın.

Kedisini FİP hastalığından kaybetmiş olanlar için;

Bizim veterinerimiz daha hastalığın ilk teşhis edildiği gün evinize 7-8 ay boyunca başka bir kedi sokmayın diye uyarmıştı. Zaten uzun bir süre yeni bir kedi almayı düşünmüyorum ama bu konu da yapılması gerekenleri aklımdayken yazayım. Corona virüsü kediniz evde olmasada 1-2 ay rahatlıkla etkinliğini koruyan bir virüs. Çünkü kedinin katı dışkısı ile ortama yayılıyor. Kediler dışkılarını kum kaplarına yapıyor ama patikleriyle örtüyorlar biliyorsunuz. Birazı mutlaka patiğe yapışıyor ve kimbilir nerelere kadar yayılıyordur. Sonuçta virüs bu boyutları inanılmaz küçük. Koltuklarınızın içine, halılarınıza, oyuncakların içine yerleşebiliyor ve uzun süre kendini konak bulmak üzere kapatabiliyor. 
Bu sebeple yeni bir kedi edinmeden önce mümkünse hasta kedinizin tuvalet kabını atın. 
Tüm oyuncaklarını yıkayın ve güneşte kurutun. Aynı şekilde tırmalama tahtasını su ve çamaşır suyu karışımını püskürtmeli bir şişeye koyarak onunla dezenfekte edebilrsiniz. Bu hafta sonu ben ağacı demonte edip öyle yapmayı düşünüyorum , sonrada güneşte kurutacağım. Bütün evi dip bucak süpürgeyle çekip, yine çamaşır suyu karışımı ile tüm zeminleri mobilyaları oynaratak sileceğim. Evdeki bütün koltuk örtüleri yıkanacak. atılabilir olan sandalye minderleri var zaten eskimişti onları atıyorum. Böylece elimden geldiğince bu pis corona'dan kurtulmuş olacağım. 


10 Mayıs 2015 Pazar

Çok sevmek mi yoksa bencillik mi?

Dün Miskin'i veterinerde bıraktık. Malesef bizde kaldığı süre boyunca 300 gr daha vermiş. Kan testleri yapıldı ve karaciğerinde sorun olduğu ortaya çıktı. Bu sebeple oğlum yine yoğun bakıma alınıyor. Gün içerisinde kontrolleri yapılıyor, serum veriliyor. Belkide böylesi daha iyi oldu. Evde gündüzleri ben yokum. Bir sabah bir de akşam ilgilenme şansım oluyordu. Ama geceleri birlikte yatıyorduk hep.
Bir ayak ucuma kıvrılıyordu, bir geliyor burnunu boynuma sokup uyuyordu, bazen kafasını eşime dayıyordu...

Birlikte uyuyabildiğimiz bu son dört gece için çok mutluyum. İçimde öyle bir his varki sanki bu son dört gece bizim vedamız oldu. Veterinerimiz sonrası için umutlu olsada karaciğerindeki problem, derisinde çıkan yine hastalık kaynaklı kabartılar, gözünün gitgide kötüleşen hali hastalığın onu içten dışa yiyip bitirdiğini gösteriyor gibi geliyor bana. Bugün yine ziyaretine gittik.. bugüne kadarki en kötü hallerinden biriydi...

Kendime sormadan edemiyorum, tedavide bu kadar ısrarlı ve inatçı olmamız artık biraz bencilliğemi giriyor acaba. Çaresi olan ve  kurtulan hastalar olsa belki yine bir derece ama bu hastalıktan kurtulduğu bilinen kediler bir elin parmaklarını geçmiyor. Onlarda çoğunlukla hastalığı en başta yenmiş ve ikincil sorunları ile uğraşmamış oluyorlar veya hastalıkları muhtemelen başka bir şey ve fip ile karıştırılıyor. Ağrısı var ve canı yanıyor bunu görebiliyorum.

Malesef ağrı kesici veremiyorlar ve  acı çektiği için kendimi artık çok suçlu hissetmeye başladım. Belkide son günlerini yaşıyor ve biz onu bu acıları çekmek zorunda bırakıyoruz. Kurtarmaya çalışarak aslında bencillik mi ediyoruz. Keşke konuşabilseydik, keşke ona sorabilseydim, bilebilseydim ne istediğini...

Fip sadece onu değil bizi de hasta etti, bu sadece kedi hastalığı değil anlayacağınız. 25 gündür öyle çok yoruldumki, sürekli inişler ve çıkışlar, umutlar ve hayal kırıklıkları. Miskin'in yaşadıklarını düşünemiyorum bile, umarım bu son çektiği acılar için beni affeder.


9 Mayıs 2015 Cumartesi

Ölmek İçin Henüz Erken



Hastalığı ilk öğrendiğimden beri aklımdan geçen cümlelerden biri bu olmuştu. Sen daha miniciksin 9 aylıksın yaşını bile doldurmadın ki Miskin gitmek için bu acelen niye? 

Daha önce de bahsettim corona virüsü  bazı kaynaklara göre %10, bazılarına göre %1 ihtimal ile FİP 'e çevirip kedileri geri dönüşü olmayan bir yola sokuyor. 

Bir yerlerde eksik bir şeyler mi yaptım acaba diye düşünmeden duramıyorum yada acaba fazla mı ?

Acaba aşı üstüne aşı ve kısırlaştırmamı sebep oldu, yoksa Balıkesir yolculuğumu? yada Miskin bebekken arkadaşımdan aldığım tırmalama tahtasından mı virüsler  geçti, nadirde olsa 2-3 kez bahçe gezileri mi sebep oldu? Düşününce olabilecek bir sürü olasılık çıkartıyor insan tabi bunların hiçbiri de olabilir. Her ne kadar coronanın fip mutasyonu stresten olabileceği söylendiği gibi henüz kesin sebebi çözülmüş değil. Kedinin travma geçirdiği, strese girdiği, bağışıklığının düştüğü bir anda oluveriyor.

Artık bu anlamda kendimi suçlamayı büyük oranda bıraktım çünkü bazı şeyler tecrübe edilmeden anlaşılamıyor. Geriye baktığımda daha iyi vitaminler ile destekleyebilirdim diye düşünüyorum sadece, özellikle mevsim geçişlerinde. Zaten babycat multivitamin veriyordum hergün. Onun dışında ekstra vitamine girmedim çünkü şimdiden organlarını yormama düşüncesi vardı. Zaten kısırlaştırma öncesi zylex isimli bir bağışıklık aşısıda olmuştu. İnsan ne olacağını bilemiyorki işte...

Bizim durumumuz biraz değişik bir seyir izlemeye başladı. Fip'in iki çeşidi oluyor.

1) Islak Fip
2) Kuru Fİp

Corona FIP'e çevirdikten sonra hastalığın kuluçka dönemi 4-6 hafta arası değişiyormuş.
Bu arada ıslak fip kuruya , kuru ıslağa dönüşebiliyor.

Islak fipte kedilerin genelde karın veya nadiren göğüs kısımlarına hızlı bir şekilde sıvı doluyor ve bir kaç haftaya ölüm ile sonuçlanıyor. Eğer dolan yer karındaysa kedinin karnı balon gibi şişmeye başlıyor. Biriken sıvı göğüse doluyorsa  dışarıdan anlamak mümkün olmuyor . Biriken sıvı içerideAkciğer ve kalbi sıkıştırıyor ve kedi zor nefes almaya başlıyor. Zaten bizde durumu ancak o zaman farkettik. Son iki gün durgundu ve tüylerini sürekli kabartıyor, oyun pek istemiyordu. Zaten o günün sabahı veterineri aramıştım ve hafta sonu muayeneye götürecektim. Aynı günün akşamı nefesindeki tuhaflığı farkedince hemen bir sonraki sabah götürdüm. Çünkü nefesi dakikada 60 gibi bir rakama ulaşmıştı. Kediler için normal nefes sayısı dinlenme durumunda 20-30 arasında değişmesi gerekiyor. Ben tabi herhalde bir şey yuttu, boğazına bir şey takıldı yada temizlik suyu vs falan içti zehirlendi yada üşüttü gibi fipin yanında masum kalacak hastalıklar aklımdan geçiriyordum. Kötü şeyler olacağını aslında hissettim ama konduramıyor insan öyle şeyleri.

Aşağıda gördüğünüz röntgen miskinin ilk gün çekilen röntgeni, Siyah gördüğünüz alan sıkışmış akciğeri. Bizdeki ıslak fip göğüste oluştu karında herhangi bir sıvı birikimi gözükmüyor.




Bu aşağıda gördüğünüz ise sağlıklı bir kedide olması gereken akciğer görüntüsü, nasıl bir fark var ve nasıl bir basınç var orada tahmin etmişsinizdir.


                                                                       foto kaynak 

Ertesi gün çekilen röntgeni bende olmadığı için koyamıyorum ama yukarıda gördüğünüzden bile kötü ve incecik kalmıştı. 

Röntgenden sonra hemen bir kan testi yapıldı, aklınızda bulunsun buna hemogram 'da deniyormuş ben daha önce bilmiyordum.

Oda bu oluyor .
Kısaltmaların anlamları için tıklayabilirsiniz



























Ben açıkçası bu değerleri okumada pek iyi değilim. Biz daha çok o an veterinerin söylediklerini ve onun çıkarımlarını dinleme çalıştık.  Aslında çok vahim bir tablo değil ama anormalliklerde varmış. Organların durumu iyiymiş gibi şeyler söylemişti. Aynı gün hemen corona testi yapıldı ve yüksek bir oranda kanda coronaya karşı oluşmuş antibodyler olduğu sonucu ortaya çıktı. Bu tabiki kötü bir şey. Yani bu kadar anormal bir yükseklikte virüse karşı gelişmiş silahların kanda olması hem kesin corona virüsünün varlığını kanıtlıyor ama bardağın öteki yanından bakacak olursakta vücudun güçlü bir tepki vermiş olabileceğini işaret ediyor. 

İkinci gün anestezi yapılarak göğüs boşluğundan bir brdak kadar sıvı çektiler ve onu da tahlile gönderdiler. Anestezi yapılmadan çok riskli bir bölge olduğu için göğüsten sıvı çekilemez. Tahlilden sıvı bakterisiz ve bol proteinli çıktı bu arada görünüm olarak rengi yeşil be bulanıktı. Göğüsten alınan sıvının proteinli olması illaki FİP olduğu anlamına gelmiyor ama çok destekleyici bir gösterge. Eğer corona negatif çıksaydı sıvının varlığı kalp veya damar rahatsızlığı ile de ilişkilendirilebilirdi.

Fip ve benzeri sıvı birikimli rahatsızlıkların teşhisi için şu makaleye göz atmanızı öneririm. Makaleyi facebookta bulunan Fip Fighters grubundan oscar birman bana göndermişti. Eğer bu hastalık ile uğraşıyorsanız yapmanızı ilk önereceğim şeylerden birisi Facebookta bu gruba üye olup hikayenizi paylaşmak ve görüş istemek. Bir çok deneyimli üye var ve hemen yardımcı olmaya  çalışıyorlar. Yalnız uyarayım sayfa postlarında çok fazla ölüm postu oluyor. Kendinizi onlara kaptırmayın çünkü her sabah bir kedinin daha kaybediliş hikayesini okumak insanı derin bir karamsarlığa sürüklüyor, ben artık onları okumamaya çalışıyorum.Yani kediniz fip değilse bu sayfaya girmenize gerek yok derim. Biraz moralimi düzeltmek için okuduğum bir blog var. Onecatlife. Mutlaka bu bloğu ve mucize eseri yaşayan kedilerin hikayelerini okuyun. Hem biraz umut hemde ileriki süreçlerde başınıza gelebilecekler hakkında bilgi bulabilirsiniz. Malesef blog sahibin kedisi mishka 5 ay sonra ölmüş ama ölümden yıllar sonra bile sahibi konuyla ilgili postlar girmeye aktif olarak fip fighters ta önerilerde bulunmaya devam ediyor. Seviyorum böyle insanları.

FIP olarak teşhis edilen hastaların yalnızca %18'i nin gerçekten FIP olduğu sonradan ortaya çıkıyormuş  Dr Addie'ye göre. Kuru fipi teşhis etmek bir çok hastalık ile benzerlik taşıdığı için çok daha zor ancak ıslak fipte teşhis elinizde bir sıvı olduğu için daha kolay oluyor. Ancak yinede otopsi yapılmadan kesin FIP denemiyor öyle de aşağılık bir hastalık. Şimdi gelelim girmeniz gereken en önemli sayfaya.

Bu kadıncağız fip uzmanı, uzun yıllardır çalışıyor ve bu sitede öyle güzel bilgiler varki vakit kaybetmeden hemen iki çıktı alın. Birini veterinerinize verin diğerini kendiniz okuyun. Orada tüm detaylar yer aldığı için buraya ayrıca yazmıyorum, isteyen olursa sonradan çeviri yapmaya çalışırım.

Bu arada sıvı çekimleri ve tahliller yapılırken veterinerimiz ile görüşmelerimizde Kedi Interferon Omega tedavisi olduğunu duyduk. Bu bir çözüm değil, yani işe yarayıp yaramayacağı belli olmayan tedavi. Veterinerimiz kuru fip hastaları için kullanıyormuş ve onların ömürlerini uzatmada işe yaradığını söyledi. Şansımıza elinde başlangıç dozu için yetecek kadar bulunuyordu. Tek sorun çok pahalı bir tedavi olmasıydı. Buradan fiyatlara çok girmeyeceğim. Hemen kabul ettik tabi çünkü evet o bir kedi ama o bizim artık ailemizden biri. İyi günde ve kötü günde madem sahiplendik sorumluluğu neyse yerine getirmek zorundayız.

Interferon tedavisi günde bir defa toplamda 5 gün boyunca devam etti. Bu arada prednisolon vermeye başladılar. Yemek yemediği için bir süre damardan serum yolu ile beslendi. Ancak bir sorunumuz vardı sıvı hızla geri doluyordu. ilk çekimden üç gün sonra ikinci çekim ve iki gün sonra üçüncü çekim yapıldı. Artık herhalde kaybediyoruz diye düşünmeye başlamıştık çünkü çekimleri normalde haftada bir olarak planlamışlardı bu kadar hızlı dolması yapacak fazla bir şey bırakmıyordu. Ben mucizelere inanmam ama ne olduysa oldu ve üçüncü çekimden sonra sıvı dolmamaya başladı. Belkide interferon etkisini gösterdi. 

Bir süre sonra yeniden yemeye ve iyileşme belirtileri göstermeye başladı. TAbi bunun sebebi verilen streodiler ve prednisolon olabilir diye düşünüyorum. Prednisolon kortizon. Vücudun bağışıklık sistemini zayıflatıyor. FIP'te sorun virüsün kendisini kedinin RNA'sı içerisine kopyalamış olması. Böyle olunca vücudun kendi bağışıklık sistemi kendi organlarına zarar vermeye başlıyor. Bağışıklık sistemini zayıflatmak bu anlamda vücutta gerçekleşen tahribatı azaltmış oluyor.Bu benim anladığım kadarı ile olayın özeti. Ama bir yandan vitaminler ve omega 3 , arginin ile besin ile desteklemek gerekiyor. 

13. güne kadar iyi gibiydi ama o gün yine kötüleşti. Yemek yemeyi bıraktı ve uyumaya başladı. Hemen interferona başladılar ve beş doz şeklinde daha bir kür uygulandı. Artık 20. güne gelmiştik ve veterinerden eve getirme zamanı gelmişti. Ben başlarda interferonun uygulanış şekline çok dikkat etmemiştim ama dr. addie'nin çalışmalarında bahsi geçen japon veteriner ishida'nın çalışmalarını kurcalamaya başlayınca onun fip için farklı bir tedavi prosedürü uyguladığını farkettim. Ve bir blogtada ishidaya atılmış mail sonrasında kendisinden gelen cevabı okudum.Blog için tıklayın 

Interferon ile ilgili FELV tedavisinde 0.,14.ve 60. günlerde 5 'er doz uygulandığını ki zaten ilacın üreticisi virbagen omega'nın sitesinde de böyle öneriliyor ama ıslak FIP için farklı bir prosedür uygulandığını okudum. Ishidanın orjinal çalışması için tık. O çalışmada yer alan 12 kediden birinin detaylı case için tık

Yani ilacın kendi kullanım talimatında FIP'le ilgili bir şey yazmıyor çünkü işe yaradığına dair anlamlı bir sonuç alınamamış bu sebeplede dozlar ishida gibi bağımsız çalışmalar yapan kişilerin notlarında farklı yazıyor. Hemen tüm çıktıları alıp veterinerimiz ile konuştum ve biz ilk dozları biraz farklı uygulamamıza rağmen bundan sonrası için haftada bir interferona ishida'nın çalışmalarında olduğu gibi devam etmeye karar verdik. Oda zaten örnekleri inceledi, mümkün olduğunca interferonu tekrarlamanın iyi olacağını söyledi. Tesadüf Eline henüz ulaşmış içerisinde fip tedavisi ile ilgili güncel prosedürlerinde yer aldığı bir kitaptada benzer şekilde prosedürden bahsediliyordu böylece oradan da teyit etmiş olduk.

Geçtiğimiz Pazartesi akşamı Miskini eve getirdik. Artık günlük tutuyorum gelişmeleri katdetmek için.
İlk iki gün yemek yemiyordu pek. Zaten kuru mama hiç yemiyor. Üç çeşidi de red etti. Islak mama bir miktar yiyordu ama günde 1 paket en fazla. Bir iki kez şırıngayla zorla besledim. bu arada sabah akşam uygulanması gereken ilaçları var. Onları uyguladığım için benden nefret ediyor. Düne kadar iyi gibiydi ama dün akşam yine durgunlaşıp kötüleşti. Bu sabah yine ıslak mamasını yedi ama işte bir kırgınlık var sanki. Buarada bahsetmeyi unuttum o ikinci beşli doz interferona başlamadan önce gözlerinde problemler ortaya çıkmaya başladı. Gri noktacıklar ve siyah kısımda bozulmalar. Şimdi onları damlalar ile düzeltmeye çalışıyoruz. Giderek kötüleşiyor.

Ben uzman değilim hasta yakınıyım burada yazdığım tüm bilgiler kendi bakış açıma ve düşüncelerime ait, bazı şeyleri yanlış biliyor veya düşünüyor olabilirim lütfen bunu unutmayın

1960 'lı yıllardan 2008'e fip ile ilgili bir literatür taraması. Okumanızı öneririm.


Dr Addie yürütücülüğünde bir ıslak fip vakası 


Mümkün olduğunca detaylı yazmaya çalıştım hastalık seyrini ama hala bir çok boşluk var sanırım ve eklemeyi unuttuğum link. Artık aklıma geldikçe tamamlamaya çalışacağım. Gördüğünüz üzere inişleri ve çıkışları olan bir hastalık. Zaman bize gösterecek ne olacağını günlerimiz mi var, haftalarımız mı yoksa aylar mı? Hergünümüz bir veda bizim artık.

Umudu taşımak hem yorucu hem sıklıkla acı verici. 

Öyle çok istemiştimki bir kedim olsun..bu da benim lanetim galiba.

Edit: Miskin'in durumunu anlatmaya o kadar odaklandım ki burada veterinerimiz Ece Hanım ve Başak Hanım'dan çok az söz ettiğimi farkettim. İyiki başından beri Ece Hanım'ın Kliniğini tercih etmişiz. 20 gün bebekler gibi baktılar Miskin'e. Kuru FİP'li hastaları da olduğu için bu konuda benzer tecrübeleri de vardı ve Interferon gibi nadir tedavi yöntemlerini hemen Miskin'e uygulayabildik ve sıvı akışı belki de bu sayede durdu. Miskin hala yaşıyorsa Ece ve Başak Hanım'ın çabaları ile yaşıyor. Bloğumu bilmeselerde ben buradan tekrar teşekkür etmek istiyorum.











Popüler Yayınlar

Sayfalar