Bugün sabah rastgele kanallar arasında dolaşırken İz Tv 'de "Kedici" programına rast geldim. Nasıl mutlu oldum anlatamam. İlk defa izledim ve benim çok hoşuma gitti program formatı.
Farklı kedi sahipleri ve kedilerinin komik hikayelerini izleyerek güldüm. İz Tv Digitürk kanal 182' de yayınlanıyor. Uydu yada D-Smart' ta da olabilir.
Program detaylarına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
http://www.iztv.com.tr/kusaklar/program-bi-kedi-gordum-sanki
Çekimler Ankara'da bulunan kedi hastanesinde yapılmış. Benim izlediğim bölümde bir tane minik sarı kedi vardı resmen dişlerim kamaştı, ağzım sulandı diyebilirim :) Denk gelirseniz izleyin mutlaka :)
Başlıkta yazdığım "Bekleyiş" ise Amerika'ya gidiyor muyuz gitmiyor muyuz onun bekleyişi...
Geçtiğimiz hafta gitmek istediğim okula başvurumu gönderdim. Bu hafta muhtemelen olumlu yada olumsuz dönecekler. Başvuruyu yaptıktan sonra çok garip duygular içerisine girdim. Dün kedi sahiplendirme sitelerini gezdim mesela. Eğer olumlu olursa çok sevineceğim, benim için bir hayal gerçek olmuş olacak. Ama öte yandan kabul edilmezsem ve Türkiye'de kalacağımız kesinleşirse kedi sahiplenmeyi planlıyorum bu yüzden de çok heyecanlıyım. Yani hem olsun istiyorum, hem bir yandan da olmasın istiyorum.
Miskin'i hala özlüyorum. Her gün aklıma geliyor bir sebepten. Aslında yeni bir kedi sahiplenmek ile ilgili korkularım da yok değil. İnsan doğasının bir parçası gereği sürekli kıyaslar mıyım diye düşünüyorum mesela. Benim oğlum çok uslu çok iyi huylu bir kediydi, gece miyavlamaları dışında :). Yeni gelecek kedi nasıl olacak kim bilir... Eşim sevecek mi mesela.. Onun sevgisi Miskin'e karşıydı. Yeni kedi almamıza da en çok o karşı çıkıyor. Ne çabuk unutuyorsun Miskin'i diyor. Ben bir daha aynı kaybı yaşamak istemiyorum sen nasıl göze alıyorsun diyor. Aslında bende korkuyorum ama hepimiz ölmeyecek miyiz zaten, hangimizin garantisi var ki ? Yada birbirimizi kaybetmeyecek miyiz? Kendimizi, Annemizi, babamızı, söylemek istemiyorum ama çocuklarımızı ..
Hayat bu kadar endişeyi taşımak ve bir şeylerden korkmak için çok kısa değil mi sizce de?
Zaten her yaşadığımız an aslında bir mucize ve kutlanması gereken bir zaman değil mi ? Neyin garantisi varki şu hayatta kendimizi maddi olarak bu kadar bağlıyoruz. Bir evimiz olsun diye yıllarca maaşımız kadar taksitler ödüyoruz. Yeri geliyor boğazımızdan, gezmemizden, eğlenmemizden kısıyoruz. Hayatı bu kadar kesin gördüren ne bize acaba ? Ben artık sevdiğim , eğlendiğim şeylere öncelik veriyorum. Elbette söylemek istediğim şey "Ağustos Böcekliği" yapalım, değil içimizdeki "Karınca"yı kaybetmeyelim ama hala yaşıyorken hayattan da keyif almayı bilelim. Kendimizi mutlu edelim. Eşimiz, çocuğumuz yada başkaları için değil ilk önce kendimiz için yaşayalım. Kendi ruh sağlığımız yerinde olursa, mutlu olursak zaten etrafımızı da mutlu etmez miyiz?
Benim son zamanlardaki ruh halim böyle. Belki 30 yaşına girmiş olmak bu düşünceleri depreştirmiş olabilir. Zaman artık daha hızlı akıyor gibi sanki , vakit kaybetmek istemiyorum :)
Herkese mutlu ve patili cumartesiler,
M
20 Şubat 2016 Cumartesi
28 Ocak 2016 Perşembe
Biz de Giller Takvimindeyiz
Merhaba,
Daha önce yazdığım bir yazı da bahsettiğim Giller Takviminde biz de 2016 için yerimizi almışız.
Miskin' in hastalığı ortaya çıkmadan önce başvuruyu göndermiştim, takvimde yayınlandı ama ne acı ki oğlum şimdi yok...Bilseydim ön yazısını daha özenli yazardım önümüzde daha çok seneler var diye bir heyecanla karalayıp göndermiştim :(
Kulaklarının önündeki minik taç tüylerini sevdiğimin kedisi, çok özledim çok.. Şöyle bir sarılsam, bir koklasam ne çok isterdim bizimle olsaydı hala. Yarın doğum günüm, ne dilek dilesem diye düşünürken Miskin aklıma geldi. Keşke ölmeseydi dedim.. Benim bu yılki doğum günü dileğim daha az kediciğin fip'ten ölmesi için bir çare, bir tedavi bulunması artık...

Daha önce yazdığım bir yazı da bahsettiğim Giller Takviminde biz de 2016 için yerimizi almışız.
Miskin' in hastalığı ortaya çıkmadan önce başvuruyu göndermiştim, takvimde yayınlandı ama ne acı ki oğlum şimdi yok...Bilseydim ön yazısını daha özenli yazardım önümüzde daha çok seneler var diye bir heyecanla karalayıp göndermiştim :(
Kulaklarının önündeki minik taç tüylerini sevdiğimin kedisi, çok özledim çok.. Şöyle bir sarılsam, bir koklasam ne çok isterdim bizimle olsaydı hala. Yarın doğum günüm, ne dilek dilesem diye düşünürken Miskin aklıma geldi. Keşke ölmeseydi dedim.. Benim bu yılki doğum günü dileğim daha az kediciğin fip'ten ölmesi için bir çare, bir tedavi bulunması artık...
9 Ocak 2016 Cumartesi
Mutlu Kedi Happy' nin Anısına
Uzun zamandır buralara uğrayamadım. Malum bir yandan iş yoğunluğu, bir yandan kişisel tembellik. Yorumlara mümkün olduğunca erken cevap vermeye gayret ediyorum ama bir yandan da kimseye bir faydam olamayacağı için çok üzülüyorum...Keşke bu hastalığın bir tedavisini bulsalar artık..
2015'e güzel bir şekilde arkadaşlarımızın yanında Balıkesir' de veda ettik. Benim için hayatımın en kötü yıllarından biriydi sanırım. İlk beşi sıralasam 2015 kesinlikle 1 numara olur. 2016 için ise umutlarım vardı, en azından tatil yaparak, bütün gün tv karşısında en sevdiğimiz arkadaşlarımızla tembellik yaparak, yiyerek içerek geçirdik. Sonra tekrar İstanbul tabi..
2016'da pek parlak geçmeyecek sanırım...Bir kaç gün önce malesef Happy'i kaybettiğimizi öğrendim. Hiç görmeden çok sevdiğim, bütün maceralarını takip ettiğim, ailesinin boncuğu Happy artık Miskin ile beraber. Eminim birlikte evrenin bir köşesinde mutlu mutlu oynayıp, bol bol bir ağacın gölgesinde kestiriyorlardır...
Bu yazımı ona ve sahibine ithaf etmek istedim. Benim blog yazmaya başladığım dönemlerde http://www.yavrukedibuldum.com/'u henüz keşfetmiştim. Mutlaka bu yazıyı okuyan herkese siteyi henüz keşfetmediyseniz açıp bakmanızı öneririm. Okumalara doyamadığım sahiplerinin de çok iyi insanlar olduğunu düşündüğüm bir sitedir. Miskin'i kaybettiğim dönemde hep yanımda oldular sağ olsunlar. Aslında hiç bu olay olmadan da bir yazı yazmayı planlıyordum ama kısmet işte şans bana vakit tanımadı.
Happy' de artık ölümsüz bir kahraman. O sahibine böylesine ilham vererek acemi kediciler ve hatta çok deneyimli olan kediciler için bile çok kıymetli bir bilgi kaynağının yaratılmasına sebep oldu . Her macerası her deneyimi başkalarına yol gösterdi belki o çok kıymetli bilgiler, öneriler minik bebek kedilerin hayatını kurtardı ve bundan sonra da kurtarmaya devam edecek.
O adı gibi çok mutlu bir kediydi. Hayatını doyasıya aynen bir kedinin doğasında olması gibi yaşadı.
Çok çok sevildi ve eminim ailesi tarafından çokça da özleniyor. Benzer yollardan geçen biri olarak insanın kalbindeki kırıklığın tamir edilmesinin hiç te kolay olmadığını biliyorum ve cümle kurmakta öyle zorlanıyorum ki şu anda...Happy'yi bizlerle tanıştırdıkları ve bu harika siteyi yarattıkları için bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Zamanın onlar için bu süreçte çabuk akmasını diliyorum, çokça da sabır...
Umarım bir gün tekrar yeni maceralar ile geri dönerler,
Bu gece iki tane mum yakacağım, biri Miskin biri de Happy için olacak...
Sevgiler,
2015'e güzel bir şekilde arkadaşlarımızın yanında Balıkesir' de veda ettik. Benim için hayatımın en kötü yıllarından biriydi sanırım. İlk beşi sıralasam 2015 kesinlikle 1 numara olur. 2016 için ise umutlarım vardı, en azından tatil yaparak, bütün gün tv karşısında en sevdiğimiz arkadaşlarımızla tembellik yaparak, yiyerek içerek geçirdik. Sonra tekrar İstanbul tabi..
2016'da pek parlak geçmeyecek sanırım...Bir kaç gün önce malesef Happy'i kaybettiğimizi öğrendim. Hiç görmeden çok sevdiğim, bütün maceralarını takip ettiğim, ailesinin boncuğu Happy artık Miskin ile beraber. Eminim birlikte evrenin bir köşesinde mutlu mutlu oynayıp, bol bol bir ağacın gölgesinde kestiriyorlardır...
Bu yazımı ona ve sahibine ithaf etmek istedim. Benim blog yazmaya başladığım dönemlerde http://www.yavrukedibuldum.com/'u henüz keşfetmiştim. Mutlaka bu yazıyı okuyan herkese siteyi henüz keşfetmediyseniz açıp bakmanızı öneririm. Okumalara doyamadığım sahiplerinin de çok iyi insanlar olduğunu düşündüğüm bir sitedir. Miskin'i kaybettiğim dönemde hep yanımda oldular sağ olsunlar. Aslında hiç bu olay olmadan da bir yazı yazmayı planlıyordum ama kısmet işte şans bana vakit tanımadı.
Happy' de artık ölümsüz bir kahraman. O sahibine böylesine ilham vererek acemi kediciler ve hatta çok deneyimli olan kediciler için bile çok kıymetli bir bilgi kaynağının yaratılmasına sebep oldu . Her macerası her deneyimi başkalarına yol gösterdi belki o çok kıymetli bilgiler, öneriler minik bebek kedilerin hayatını kurtardı ve bundan sonra da kurtarmaya devam edecek.
O adı gibi çok mutlu bir kediydi. Hayatını doyasıya aynen bir kedinin doğasında olması gibi yaşadı.
Çok çok sevildi ve eminim ailesi tarafından çokça da özleniyor. Benzer yollardan geçen biri olarak insanın kalbindeki kırıklığın tamir edilmesinin hiç te kolay olmadığını biliyorum ve cümle kurmakta öyle zorlanıyorum ki şu anda...Happy'yi bizlerle tanıştırdıkları ve bu harika siteyi yarattıkları için bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Zamanın onlar için bu süreçte çabuk akmasını diliyorum, çokça da sabır...
Umarım bir gün tekrar yeni maceralar ile geri dönerler,
Bu gece iki tane mum yakacağım, biri Miskin biri de Happy için olacak...
Sevgiler,
14 Eylül 2015 Pazartesi
Ne kadar az tüketebilirsin?
Bugün tüketim ile ilgili çok güzel bir makale okudum. Zaten bir süredir az tüketmek, ihtiyacım kadar almak konusunda dikkat ediyordum ama yine de alışveriş sitelerine girip bir şeyler almama engel olmuyordu bu dikkat !
Amerika'ya gitme planı ile birlikte tabi para biriktirmekte mecburiyet oldu. Kendime bir hedef koydum. Önümüzdeki ay temmuz ayına kadar yeni kıyafet, ayakkabı, ev eşyası yada aksesuar almayacağım. Aşırı olmamakla beraber tüketimi alışkanlık haline getirmiş bir kişi olarak sanırım bu çok zor gelecek. Yani şu anda hiç zor gelmiyor ama bir ay sonra bakalım bağımlılar gibi komaya girecek miyim merak etmiyor değilim. Kendi üzerimde bir deney olsun bu da :))
Başta bahsettiğim makalede insanları tüketmenin değil tecrübe etmenin gerçekten mutlu ettiğinden bahsediyordu. Yani yeni bir ruj almak yerine arkadaşlarınla birlikte bir öğlen yemeği yemek. Yada yeni giysiler yerine tatile gitmek, seyahat etmek. Düşününce ben de en çok bu anılarla mutlu olduğumu farkettim. (Sahip olduğuma en mutlu olduğum elektronik olan ve evde yapışık gezdiğimiz Ipad'i hariç tutarım hehe). Bir yaz tatilini geçirmek için bir kot şort yeter insana yada iki çift bikini, sayısı beşi geçmeyecek kadar da tişört, o zaman bu kocaman valizi ben ne gereksiz eşyalarla dolduruyorum diye sorarsın kendine. İnsan az ama şık olan parçalar ile idare edebilir pekala.
Sadece mevzu kıyafet mi? Evimizi de pek çok gereksiz eşya ile dolduruyoruz. Zaten evde çok eşya sevmeyen biriydim öteden beri ama benim bile evi arındırma operasyonuna ihtiyacım var belli bir düzeyde. Misafir için tek nevresim takımı ayırmak yeterli örneğin ikinci takıma ihtiyacım yok aslında. Mutfağı dolduran tabak çanağa ne demeli. Ölene kadar yeni bir mutfak eşyası almamı gerektirmeyecek kadar fazla tabak var...
Temmuza kadar bakalım bu fikirler değişecek mi hep birlikte göreceğiz. Dürüst olup arada kaçamak yapmayacağıma söz veriyorum ;)
Sanırım yavaş yavaş kendimi daha iyi tanıyorum..
Amerika'ya gitme planı ile birlikte tabi para biriktirmekte mecburiyet oldu. Kendime bir hedef koydum. Önümüzdeki ay temmuz ayına kadar yeni kıyafet, ayakkabı, ev eşyası yada aksesuar almayacağım. Aşırı olmamakla beraber tüketimi alışkanlık haline getirmiş bir kişi olarak sanırım bu çok zor gelecek. Yani şu anda hiç zor gelmiyor ama bir ay sonra bakalım bağımlılar gibi komaya girecek miyim merak etmiyor değilim. Kendi üzerimde bir deney olsun bu da :))
Başta bahsettiğim makalede insanları tüketmenin değil tecrübe etmenin gerçekten mutlu ettiğinden bahsediyordu. Yani yeni bir ruj almak yerine arkadaşlarınla birlikte bir öğlen yemeği yemek. Yada yeni giysiler yerine tatile gitmek, seyahat etmek. Düşününce ben de en çok bu anılarla mutlu olduğumu farkettim. (Sahip olduğuma en mutlu olduğum elektronik olan ve evde yapışık gezdiğimiz Ipad'i hariç tutarım hehe). Bir yaz tatilini geçirmek için bir kot şort yeter insana yada iki çift bikini, sayısı beşi geçmeyecek kadar da tişört, o zaman bu kocaman valizi ben ne gereksiz eşyalarla dolduruyorum diye sorarsın kendine. İnsan az ama şık olan parçalar ile idare edebilir pekala.
Sadece mevzu kıyafet mi? Evimizi de pek çok gereksiz eşya ile dolduruyoruz. Zaten evde çok eşya sevmeyen biriydim öteden beri ama benim bile evi arındırma operasyonuna ihtiyacım var belli bir düzeyde. Misafir için tek nevresim takımı ayırmak yeterli örneğin ikinci takıma ihtiyacım yok aslında. Mutfağı dolduran tabak çanağa ne demeli. Ölene kadar yeni bir mutfak eşyası almamı gerektirmeyecek kadar fazla tabak var...
Temmuza kadar bakalım bu fikirler değişecek mi hep birlikte göreceğiz. Dürüst olup arada kaçamak yapmayacağıma söz veriyorum ;)
Sanırım yavaş yavaş kendimi daha iyi tanıyorum..
3 Eylül 2015 Perşembe
Kelimelerin Gücü
Uzun bir aradan sonra yeniden merhaba. Hep yazmak istedim, aklımda konular belirledim ama nedense bilgisayar başına geçince vazgeçtim. Şimdi hazırım sanırım...
Miskin'i kaybetme sürecinde hayatımın en mutsuz günlerini yaşadım. Kim ne derse desin umrumda değil Miskin'i kaybetmek benim için bir insanı kaybetmekten farksız oldu. Hatta bir insanı değil sanki kendi kolumu bacağımı gömmüşüm gibi geldi toprağa. Yaşamın anlamsızlığını, kısalığını bir kere daha hatırladım. Mutsuzluk beni yeniden düşünmeye, kendimi tekrar keşfetmeye sürükledi. Ben hayattan ne istiyordum? Mutluluk için mi yaşıyorum? Zevk için mi ? İnsanlığa hizmet için mi ?
Ben hayatı mutlu olmak ve güzel anılar biriktirmek için yaşıyorum sanırım. Her ne kadar bu anıların da bir anlamı olmadığını düşünsemde zavallı can bulmuş bünyem en azından bir bütünken ve işliyorken bari mutlu olsun diye düşündüm. Benim için mutluluk nedir ? Beni ne mutlu eder? Bunları düşündüm uzun uzun. Hayattaki amaçlarımı, hayallerimi serdim masaya. Uzun yıllardır hep yurtdışına gitmenin hayalini kurmuştum, hep konuşmuştum ama konuşmada kalmış hiç bir icraatta bulunmamıştım.
Hep bir bahanem vardı, param yok, işim belirsiz vs. Sonra düşündüm. Bir insan bir şeyi yapmak isterse bence önünde kimse duramaz. Öyle yada böyle her şeyin üstesinden gelebilir yeter ki istesin. Benim karakterim de biraz öyledir zaten. Bir şeyi çok istediysem altından girip üstünden çıkar asılırım. Bir şeyi istersem ama emin değilsem denize olta atarım takılırsa olur, takılmazsa devam ederim. Ben uzun yılllardır denize olta attım bekliyordum işte. Şimdi ise olta takımını bir kenara atıp kendimi suya attım.
İşte kelimeler, konuşmalar, algıda seçicilik bu noktada bana bir sürü kapı açtı. Hayalimi gerçekleştirmenin pek çok yolu var ve ben bu yollar arasında dolanırken, yıllardır sürümcemede bıraktığım yüksek lisans tezimin öğrenci değişim programı sayesinde beni yurtdışına atabilecek bir fırsat olabileceğini keşfettim mesela. Şimdi okullar ile görüşüyorum, başvuru koşullarını belgelerini araştırıyorum bir yandan toefl çalışıyorum, bir yandan ingilizce kitap okuyorum.
Kısaca dünyevi dertlerden uzaklaşayım derken başka bir seviyede bu dertlerle uğraşır oldum aslında :).
Ama sonuçta yaşamın kuralı bu değil mi ? Bir şeyler yapmak istiyorsan bir bedel ödemek zorundasın. Dünyayı gezmek istiyorsam, bir yıl boyunca Amerika'da yaşayıp gezebileceksem bir kaç ay sıkılayım prosedürlerle uğraşayım razıyım ben. Amerika olmazsa Erasmus ile Avrupa...Ne olursa olsun hayalimi bir köşesinden gerçekleştirmeden bu sevdadan vazgeçmeyeceğim ...
Miskin'i kaybetme sürecinde hayatımın en mutsuz günlerini yaşadım. Kim ne derse desin umrumda değil Miskin'i kaybetmek benim için bir insanı kaybetmekten farksız oldu. Hatta bir insanı değil sanki kendi kolumu bacağımı gömmüşüm gibi geldi toprağa. Yaşamın anlamsızlığını, kısalığını bir kere daha hatırladım. Mutsuzluk beni yeniden düşünmeye, kendimi tekrar keşfetmeye sürükledi. Ben hayattan ne istiyordum? Mutluluk için mi yaşıyorum? Zevk için mi ? İnsanlığa hizmet için mi ?
Ben hayatı mutlu olmak ve güzel anılar biriktirmek için yaşıyorum sanırım. Her ne kadar bu anıların da bir anlamı olmadığını düşünsemde zavallı can bulmuş bünyem en azından bir bütünken ve işliyorken bari mutlu olsun diye düşündüm. Benim için mutluluk nedir ? Beni ne mutlu eder? Bunları düşündüm uzun uzun. Hayattaki amaçlarımı, hayallerimi serdim masaya. Uzun yıllardır hep yurtdışına gitmenin hayalini kurmuştum, hep konuşmuştum ama konuşmada kalmış hiç bir icraatta bulunmamıştım.
Hep bir bahanem vardı, param yok, işim belirsiz vs. Sonra düşündüm. Bir insan bir şeyi yapmak isterse bence önünde kimse duramaz. Öyle yada böyle her şeyin üstesinden gelebilir yeter ki istesin. Benim karakterim de biraz öyledir zaten. Bir şeyi çok istediysem altından girip üstünden çıkar asılırım. Bir şeyi istersem ama emin değilsem denize olta atarım takılırsa olur, takılmazsa devam ederim. Ben uzun yılllardır denize olta attım bekliyordum işte. Şimdi ise olta takımını bir kenara atıp kendimi suya attım.
İşte kelimeler, konuşmalar, algıda seçicilik bu noktada bana bir sürü kapı açtı. Hayalimi gerçekleştirmenin pek çok yolu var ve ben bu yollar arasında dolanırken, yıllardır sürümcemede bıraktığım yüksek lisans tezimin öğrenci değişim programı sayesinde beni yurtdışına atabilecek bir fırsat olabileceğini keşfettim mesela. Şimdi okullar ile görüşüyorum, başvuru koşullarını belgelerini araştırıyorum bir yandan toefl çalışıyorum, bir yandan ingilizce kitap okuyorum.
Kısaca dünyevi dertlerden uzaklaşayım derken başka bir seviyede bu dertlerle uğraşır oldum aslında :).
Ama sonuçta yaşamın kuralı bu değil mi ? Bir şeyler yapmak istiyorsan bir bedel ödemek zorundasın. Dünyayı gezmek istiyorsam, bir yıl boyunca Amerika'da yaşayıp gezebileceksem bir kaç ay sıkılayım prosedürlerle uğraşayım razıyım ben. Amerika olmazsa Erasmus ile Avrupa...Ne olursa olsun hayalimi bir köşesinden gerçekleştirmeden bu sevdadan vazgeçmeyeceğim ...
20 Ağustos 2015 Perşembe
28 Haziran 2015 Pazar
Dişçi Korkusu Nasıl Yenilir?
Başlıktan fark edeceğiniz üzere bu postun konusu çok farklı. Yine enteresan bilgiler öğrendim ve yine paylaşma güdüsüyle dolup taştığım için soluğu burada aldım. Dişleriyle problem yaşamayanlar için sıkıcı bir yazı olabilir, ama benim gibi çocukluğundan beri dişçilerden uzak duran, dişçi koltuğuna elektrikli sandalye gözüyle bakan, ağzına yapılacak iğne sebebi ile üç buçuk atan biriyseniz bence bir göz gezdirin derim.
Benim dişçi korkum aslında 8-9 yaşlarıma dayanıyor. Öndeki süt dişlerimden bir tanesi sallanmaya başlamıştı ama henüz düşme kıvamına gelmemişti. Babamla birlikte bulunduğumuz ilçedeki diş hekiminin yolunu tutmuştuk. Diş hekimi son derece babacan bir edayla sakin ol bir şey yapmayacağım sadece kontrol edeceğim diyerek elini ağzıma soktu ve dişimi tuttu. Sonrası benim için travma çünkü aptal adamın niyeti eliyle dişimi çekmekmiş. Tabiki çok canım yandı ve çok korktum. Benim için son dişçi randevusu o gün oldu. Taki iki sene önceye kadar. 20 'lik dişim kocaman iltihaplanınca ve iki hafta boyunca geçmeyince artık pes edip arkadaşımın önerdiği bir dişçiye gitmiştim. Tabiki gün boyu stres yaparak, sürekli iğnenin bana doğru yaklaştığı görüntü kafamda dönerek, neyseki hiç te korktuğum gibi olmadı.
Sanırım benim çocukluğumdan bu yana dişçilerin yaklaşımı oldukça değişmiş :). Yada bilmiyorum gittiğim yer özel olduğu için de bu kadar ihtimam gösteriyor olabilirler ama benimle konuşmasından muayene tarzına kadar her şey çok farklıydı. Bence dişçi korkusunu yenmek için bir numaralı altın kural dişçiyi iyi seçmek. Doktorun pozitif yaklaşımı ve size en ince detaylarına kadar yalnızca tedaviyi değil niye başınıza böyle bir durum geldiğini açıklaması çok önemli. O kadar detay bilmek zorunda değilsiniz belki ama başınıza neyin neden geldiğini sorgulamak sonrasında alınacak tedbirler için çok önemli. İlk defa o doktorun muayenehanesinde iğne korkumu büyük oranda yendim mesela çünkü hiç canım acımadı. Meğer iğne yapmanında tekniği ve püf noktaları varmış. Önce jel ile iğne yapılacak yerleri güzelce uyuşturuyorlar. Sonra incecik iğneleri acele etmeden yavaş yavaş sıkıyorlar. Eğer iğne aniden sıkılırsa anestezi maddesi damarlara aniden baskı yaptığı için aslında canımız yanıyormuş yani iğne girdi diye değil. Benim korkumu bildiği için çok özenle ve aralıklarla anestezi işlemini yaptılar. Sonrası zaten uyuşukluk ve şişlik hissi. Bir takım aletler oyup duruyor ama acı hissetmeyince o kısım rahat geçiyor ben yine de geriliyorum tabi. İşte böylesine güzel bir dişçi deneyiminden sonra tekrar dolgu yapılmak üzere sözleştik ancak ben iş yoğunluğu vs bahane ederek gitmedim bir daha. Evet çok güzel geçti her şey süperdi ama uzaklaşınca yine korktum işte. Zaten 20 lik dişimin korkusuyla gitmiştim şimdi yeni bir ağrı sızı olmayınca erteledikçe erteledim.
Bu arada dişlerim kanıyordu zaman geçtikçe daha çok kanamaya başladı, ama ben yine erteliyordum tabiki. Taki düne kadar, of çok tembelim. Ama artık konuşamaz , gülemez hale gelmiştim. Dişlerim çok kanadığı için fırçalamaktanda çekiniyordum sanıyordumki fırçaladığım için kanıyor diş etlerim hassas ama meğer o öyle değilmiş.
Bir önceki doktorum çok iyi demiştim ya dün gittiğim doktor çok çok çok iyiydi. Zaten bir önceki doktorumun dişçisi :). Güldüğüme bakmayın ben herhalde çürüklerden oluyor bu ağzımdaki koku vs diye düşünürken meğer çok daha dramatik ve çürük vs den çok daha vahim bir hastalığım varmış: Diş taşlarına bağlı gelişen kemik erimesi. Dişlerimizi hizada tutan yaklaşık 2cm kalınlığında bir kemik varmış altta üstte. Bakteriler işte diş eti, diş ve bu kemiğin arasında çoğalarak kemiğin erimesini ve dişin bu kemikten ayrılmasını sağlıyormuş. Tabiki bu oluşumun dereceleri var. Seviye arttıkça durumun vahameti artıyor. Benim orta seviyeymiş. Bir sonraki seviyeye gelirsem diş kayıpları yaşamaya başlayacakmışım. Yani 40 yaşında çok rahat 2-3 dişini kaybedersin böyle giderse dedi. 25-30 yaş arası ise bu hastalık çok agresif ve hızlı bir şekilde ilerliyormuş. Kaybedilen dişlerin yerine yenisi de konamıyor çünkü kemik erimesi olduğu için diş tutmuyormuş, dahası feci bir ağız kokusu alıp başını gidiyormuş. İşin özeti artık korkuların ardına sığınıp dişçiden kaçmak yok. Benim yıllarca ve anlamsızca kaçışlarım, kanıyor diye doğru düzgün fırçalamayışlarım yüzünden meğer dişlerim elden gidiyormuş. Hatta eğer hamile kalsaydın bu dişlerle ya düşük yapardın yada erken doğum dedi, artık siz düşünün.
Hemen tedaviye başladık. Aynı anda yaparsa kaldıramayacağım için tedaviyi ikiye böldü. Önce üst dişler temizlendi. Dişlerini temizletenler bilirler zaten süreci bana yapılan temizletmenin bir iki tık daha ağırı oldu çünkü dişlerin köküne yani diş etinin altlarına kazıma yapıldı. Anestezisiz mümkün olmayan bir tedaviymiş o yüzden yine gelsin iğneler. Ben tabiki yine stresten strese koştum, boncuk boncuk terledim, bi ara baktım küçük parmağım sandaletten dışarı çıkmış bana el sallıyor :) nasıl oynatıyorsam artık farkında değilim.
Önceki dişçide bu korkuyu yendim sanıyordum ama dişçi değişince korkuda sıfırlandı. Ama neyseki bu sefer öncekinden de iyi bir deneyim oldu. bol bol uyuştum yani ata yapsalar devrilir uyurdu o derece :))
Ve gelelim size bahsetmek istediğim en önemli kısma. Kanıyor diye fırçalamamak değil tam tersine daha iyi fırçalamak gerekiyormuş. Fırçaladıkça kanamada azalacakmış. Sabah ve akşam minimum 3 dk üst en arkadan başlayarak yuvarlak hareketlerle ve her bölgede 10 sn kalarak bütün dişleri bu şekilde fırçalamamı tembih etti. Her akşam ise reçete ettiği özel gargara ile dişlerimi çalkalıycam ve en az 1 dakika ağzımda bekletecekmişim. 1 dk olması çok önemliymiş o kadar süre durmazsa çalkalamanın hiç bir anlamı yok dedi.
İlk gün tabi ki çok kolay geçmedi, ağzımda sürekli kan tadı oldu ve hafif hafif sızlamalar devam etti ama ben tembih edildiği şekilde fırçalamaya başladım. Bugün ikinci gün ve hiç kanama olmadı.
İnanamadım gerçekten son üç yıldır kanamasız bir fırçalama yaşamayan ben bu şiddette ve uzunlukta dişimi fırçalamama rağmen tek damla kırmızılık yok. O kadar mutlu oldum ki anlatamam. Sonuç bekliyordum da bu kadar çabuk değil. Meğer ne boşuna çekiyormuşum kanamaları, komplekse giriyormuşum onca zaman, rahat rahat gülemiyordum bile.
Sanırım doktorun dramatik konuşması ve emir verir tarzda detayıyla yapmam gerekenleri talimatlandırması beni de ciddi şekilde disipline etti. Bundan sonra ağız bakımını hayat rutinim içine yerleştireceğim. Eğer dişlerinizdeki problem benim gibi yaşam standardınızı düşürecek noktaya geldiyse ve ciddi korkularınız varsa size önerim iyi bir dişçi bulmakla işe başlayın. Belki de bütün dişçiler iyidir bilmiyorum ama benim korkumu yenmemdeki tek faktör dişçi oldu. Hala korkuyorum evet kim ister ki ağzının içine iğne olsun ama biliyorum ki emin ellerdeyim belli bir güven inşa oldu ilki kadar zor olmayacağını düşünüyorum bu sefer :)
İkinci tedaviyi de olduktan sonra bu konuda deneyimlerimi paylaşmaya devam edeceğim. Herkes benim gibi ödlek değil muhtemelen ama bir kaç kişi için mutlaka faydalı olur diye düşünüyorum, diş taşı deyip geçmemek lazımmış meğer..
Şimdi Miskintoşum olsaydı oda kucağıma kıvrılır ben yazarken arada klavyenin üzerine yatardı. Her şey daha güzel olurdu.... Tam bugün 1 ay oldu toprağa vereli ama sanki daha uzun zaman geçmiş gibi geliyor nedense belki evde olmadığı için... Yeterli zaman sonra yine karşıma zor durumda bir kedi çıkarsa sahiplenirim diye düşünüyorum ama bazen bu fikir beni çok korkutuyor. Bir daha aynı şeyleri yaşayabilir miyim bilmiyorum. Miskin'in ölümünü çok zor kabullendim. Genelde duvarları olan biriyim ve bağlanma, özleme gibi duyguları derinden yaşamam.Hayatımda bu kadar üzüldüğüm ve göz yaşı döktüğüm, özlediğim bir şey olmadı. En fazla işle ilgili yaşadığım sorunlara üzülmüşlüğüm var o kadar. Ama şimdi olurda yeniden sahiplenirsem bu defa iki kardeş kedi almayı düşünüyorum. Birbirlerini daha çok sevsinler, birbirlerine bağlansınlar , gündüz sıkılıyorlarmı diye düşünmeyeyim. Ben ikinci bir kişi olayım onlar için diye düşünüyorum. Böylece ben de çok fazla bağlanmamış olurum. Yine çok severim o ayrı ama Miskin'in tek kedi olması sebebiyle de çok vakit geçirip oyun oynadığımızdan onun her şeyi ben olmuştum, oda benim tabi. Şimdi bu kadar birebir bir ilişki kurmak çok gözümü korkutuyor. Neyse artık bunları zaman gösterecek. Bu sefer farklı bir konuda bir şeyler yazayım diye başlamıştım ama yine sonunu Miskin'e bağlamayı başardım galiba...
Sevgiler,
M
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Popüler Yayınlar
-
yeniden merhaba , kedi mamaları ile ilgili ayrıca detaylı yazılar hazırlayacağım fakat ondan önce arada aklıma gelen soruları ve interne...
-
Merhaba, Bugün hastalığı keşfedeli üç gün oluyor. Aslında içimden yazmak gelmiyor artık ama aynı durumda olabilecek bizim gibi umutsuzca ç...
-
Merhaba, Henüz bloğu yeni açtığımda bahsettiğim üzere kedimizi bayramdan sonra almayı planlıyoruz. Artık Eylül ayına girmiş bulunduğumuz i...
-
Hastalığı ilk öğrendiğimden beri aklımdan geçen cümlelerden biri bu olmuştu. Sen daha miniciksin 9 aylıksın yaşını bile doldurmadın ki M...