DENEDİĞİM ÜRÜNLER

13 Mart 2016 Pazar

Biraz Değişiklik Yaptım

Merhaba!

Bloğu açtığımdan bu yana neredeyse 1.5 yıl oldu. Bu 1.5 yıl içinde çok şey oldu, hayat değişti ben değiştim. Dolayısıyla bloğumu da yenilemeye genel yazı konseptini biraz değiştirmeye karar verdim.
Artık biraz daha "plog" tadında olacak :) Neymiş bu plog derseniz, yazı ağırlıklı değil resim ağırlıklı anlatımlara plog deniyormuş.  Bazen bir günlük gibi eski yazılarımı okuyorum, insanın geçmiş duygularını hatırlaması notlar alması gerçekten çok güzel bir şeymiş. Miskin hakkında o kadar çok yazı yazmasam, zaman bana bazı detayları unutturacaktı ama ben onun hakkında yazdığım güzel yazıları okuyup gülümseyebiliyorum şimdi. Hastalık dönemini ise unutmaya çalışıyorum diyelim çünkü bazı şeyleri unutmak mümkün olmuyor.

Böyle bir girişin ardından bu hafta sonu neler yaptım onları yazayım.

Cumartesi sabahı kahvaltıdan sonra işe evdeki sökükleri dikerek başladım. Arka planda da Kiralık Aşk izledim. İşin gerçeği ben pek Türk dizisi izlemem ama bu dizi hem komik, hem kafa dağıtıyor özellikle yemek yaparken, ev işi yaparken, gece yatmadan iyi geliyor, başladık bakalım ..



Sökük dikme işleri bitince karnım acıktı. Ben de haluj yapmaya karar verdim. Bilmeyenler için Haluj bir çerkez yemeğidir. Genelde patatesli yapılır ama biz peynirli ve soğanlısını yaparız. Tarif çerkez olan annemin babanesinden kalma. Bizim evde çok sık yapılır ve damağımız alıştığı için midir nedir bütün aile bayıl bayıla yer. Buraya da hemen basitçe tarifini bırakayım.



Hamur için 2-3 Bardak Un, 1 Yumurta, 1 Çay Kaşığı Tuz, Birazcık Yağ
Tüm malzemeleri yoğuruyoruz ve 5 dk kadar dinlendiriyoruz.

Hamur dinlenirken hemen içini yapmaya başlıyoruz. İki orta boy soğan, yada 3 küçük soğan, 100-150 gr beyaz peynir, göz kararı kırmızı Toz Biber, yine göz kararı nane.. Soğanları rondodan geçirip yarım çay bardağı yağ döktüğümüz tavada soteliyoruz. Soğanlar ölünce ocaktan alıp henüz sıcakken beyaz peyniri ve baharatı ekliyoruz ve karıştırıyoruz. Aşağıdaki fotoğrafta henüz kırmızı toz biberi eklememişim.




Sonra hamurlar bezelere ayrılır ve 2-3 mm kalınlıkta yuvarlaklar şeklinde açılır. Boyutlarını aşağıdaki fotoğraftan çıkartabilirsiniz. Açılan yuvarlakların ortasına içten bir tatlı kaşığı eklenir ve yarım daire şeklinde kapatılır. Uç kısımlarına bastırılır ve kıvrılır.




Sonra kaynamakta olan bir tencere suya halujlar salınır ve 10 dakika kadar haşlanır. Aşağıdaki tavanın içinde tatlı biber eklenmiş harcı görebilirsiniz.



Aşağıda gördüğünüz üzere halujlar fokur fokur kaynıyor. Bu arada verdiğim tarif yaklaşık 3 kişilik ama biz iki kişi bitirebiliyoruz :). Afiyet olsun, tarifle ilgili sorunuz olursa yada detaylandırmamı isterseniz lütfen yorum kutusuna not bırakın. Bu güzel yemeği herkes bilsin yesin isterim.


Pazar günü ise klasik kahve ve kitap keyfi yaptım.


Bu arada her zaman Jacobs filtre kahve içerdim ama geçtiğimiz hafta Gloria Jeans'ten fındıklı bir kahve aldım. Gerçekten çok güzel kokuyor. tavsiye ederim :) Daha önce Starbucks'tan kahve almıştım ama pek beğenmemiştim.




Öğlen için karnım acıkınca pırasalı börek yapmaya karar verdim. Aşağıdaki fotoğrafta pırasalı böreğin içini görüyorsunuz.




Aşağıda da böreğin kalan parçaları, nasıl bir açlıkla saldırdıysam :)




Şu öve öve bitirilemeyen, MAC marka rujlara alternatif olarak gösterilen hatta daha iyi denen Golden Rose Velvet Matte rujlardan ben de alayım dedim.

Soldan sağa 27, 16 ve 12 numara



Aşağıdan yukarıya 27,16,12 numara.


27 gerçekten çok güzel bir şeftali rengi, 16 biraz daha koyu kiremite çalan bir şeftali. 12 numara ise koyu bir pembe. Normalde fiyatı 17 TL' ydi. İnternette fiyatının 10 TL' ye düştüğünü görünce daha fazla bekletmeden alayım dedim. Son günlerde kozmetiğe fena merak sardım. Sürümü çok güzel değil, mat olduğu için formülü gereği sanırım bu tarz rujlar böyle oluyor. Altına kesinlikle bir nemlendirici sürmek gerekiyor.  O zaman çok daha rahat dağılıyor. Bu rujlar beni uzun süre idare eder. Fiyat/performans açısından kesinlikle değer. Her bir ruj için Golden Rose bir de oje hediye ediyor. Yani oldukça karlı oldu bu alışveriş.

Şimdilik hafta sonum bu kadar. Bu akşam yapacaklarımı da daha sonraki bir post ile yayınlarım çünkü planlarım var :)

Bu arada Amerika için başvurumu yaptım. Şu an artık top karşı tarafta heyecanla bekliyorum. Artık belli olsunda bende hayatımla ilgili bir planlama yapmak istiyorum. Başvurmaya karar verdiğimde  bu kadar heyecan yapacağımı düşünmüyordum...Beni en çok belirsizlik yordu bakalım kısmet :)

Ben bir çay demleyeyim de sıcak sıcak içeyim, bu hafta havalar soğuyormuş sıkı giyinin !

Sevgiler,

M








20 Şubat 2016 Cumartesi

İz Tv Kedici Programı ve Bekleyiş

Bugün sabah rastgele kanallar arasında dolaşırken İz Tv 'de "Kedici" programına rast geldim. Nasıl mutlu oldum anlatamam. İlk defa izledim ve benim çok hoşuma gitti  program formatı.

Farklı kedi sahipleri ve kedilerinin komik hikayelerini izleyerek güldüm. İz Tv Digitürk kanal 182' de yayınlanıyor. Uydu yada D-Smart' ta da olabilir.

Program detaylarına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

http://www.iztv.com.tr/kusaklar/program-bi-kedi-gordum-sanki

Çekimler Ankara'da bulunan kedi hastanesinde yapılmış. Benim izlediğim bölümde bir tane minik sarı kedi vardı resmen dişlerim kamaştı, ağzım sulandı diyebilirim :) Denk gelirseniz izleyin mutlaka :)

Başlıkta yazdığım "Bekleyiş" ise Amerika'ya gidiyor muyuz gitmiyor muyuz onun bekleyişi...

Geçtiğimiz hafta gitmek istediğim okula başvurumu gönderdim. Bu hafta muhtemelen olumlu yada olumsuz dönecekler. Başvuruyu yaptıktan sonra çok garip duygular içerisine girdim. Dün kedi sahiplendirme sitelerini gezdim mesela. Eğer olumlu olursa çok sevineceğim, benim için bir hayal gerçek olmuş olacak. Ama öte yandan kabul edilmezsem ve Türkiye'de kalacağımız kesinleşirse kedi sahiplenmeyi planlıyorum bu yüzden de çok heyecanlıyım. Yani hem olsun istiyorum, hem bir yandan da olmasın istiyorum.

Miskin'i hala özlüyorum. Her gün aklıma geliyor bir sebepten. Aslında yeni bir kedi sahiplenmek ile ilgili korkularım da yok değil. İnsan doğasının bir parçası gereği sürekli kıyaslar mıyım diye düşünüyorum mesela. Benim oğlum çok uslu çok iyi huylu bir kediydi, gece miyavlamaları dışında :). Yeni gelecek kedi nasıl olacak kim bilir... Eşim sevecek mi mesela.. Onun sevgisi Miskin'e karşıydı.  Yeni kedi almamıza da en çok o karşı çıkıyor. Ne çabuk unutuyorsun Miskin'i diyor. Ben bir daha aynı kaybı yaşamak istemiyorum sen nasıl göze alıyorsun diyor. Aslında bende korkuyorum ama hepimiz ölmeyecek miyiz zaten, hangimizin garantisi var ki ? Yada birbirimizi kaybetmeyecek miyiz? Kendimizi, Annemizi, babamızı, söylemek istemiyorum ama çocuklarımızı ..

Hayat bu kadar endişeyi taşımak ve bir şeylerden korkmak için çok kısa değil mi sizce de?

Zaten her yaşadığımız an aslında bir mucize ve kutlanması gereken bir zaman değil mi ? Neyin garantisi varki şu hayatta kendimizi maddi olarak bu kadar bağlıyoruz. Bir evimiz olsun diye yıllarca maaşımız kadar taksitler ödüyoruz. Yeri geliyor boğazımızdan, gezmemizden, eğlenmemizden  kısıyoruz. Hayatı bu kadar kesin gördüren ne bize acaba ? Ben artık sevdiğim , eğlendiğim şeylere öncelik veriyorum. Elbette söylemek istediğim şey "Ağustos Böcekliği" yapalım, değil içimizdeki "Karınca"yı kaybetmeyelim ama hala yaşıyorken hayattan da keyif almayı bilelim. Kendimizi mutlu edelim. Eşimiz, çocuğumuz yada başkaları için değil ilk önce kendimiz için yaşayalım. Kendi ruh sağlığımız yerinde olursa, mutlu olursak zaten etrafımızı da mutlu etmez miyiz?

Benim son zamanlardaki ruh halim böyle. Belki 30 yaşına girmiş olmak bu düşünceleri depreştirmiş olabilir. Zaman artık daha hızlı akıyor gibi sanki , vakit kaybetmek istemiyorum :)

Herkese mutlu ve patili cumartesiler,

M







28 Ocak 2016 Perşembe

Biz de Giller Takvimindeyiz

Merhaba,

Daha önce yazdığım bir yazı da bahsettiğim Giller Takviminde biz de 2016 için yerimizi almışız.
Miskin' in hastalığı ortaya çıkmadan önce başvuruyu göndermiştim, takvimde yayınlandı ama ne acı ki oğlum şimdi yok...Bilseydim ön yazısını daha özenli yazardım önümüzde daha çok seneler var diye bir heyecanla karalayıp göndermiştim :(

Kulaklarının önündeki minik taç tüylerini sevdiğimin kedisi, çok özledim çok.. Şöyle bir sarılsam, bir koklasam ne çok isterdim bizimle olsaydı hala. Yarın doğum günüm, ne dilek dilesem diye düşünürken Miskin aklıma geldi. Keşke ölmeseydi dedim.. Benim bu yılki doğum günü dileğim daha az kediciğin fip'ten ölmesi için bir çare, bir tedavi bulunması artık...






9 Ocak 2016 Cumartesi

Mutlu Kedi Happy' nin Anısına

Uzun zamandır buralara uğrayamadım. Malum bir yandan iş yoğunluğu, bir yandan kişisel tembellik. Yorumlara mümkün olduğunca erken cevap vermeye gayret ediyorum ama bir yandan da kimseye bir faydam olamayacağı için çok üzülüyorum...Keşke bu hastalığın bir tedavisini bulsalar artık..

2015'e güzel bir şekilde arkadaşlarımızın yanında Balıkesir' de veda ettik. Benim için hayatımın en kötü yıllarından biriydi sanırım. İlk beşi sıralasam 2015 kesinlikle 1 numara olur. 2016 için ise umutlarım vardı, en azından tatil yaparak, bütün gün tv karşısında en sevdiğimiz arkadaşlarımızla tembellik yaparak, yiyerek içerek geçirdik. Sonra tekrar İstanbul tabi..

2016'da pek parlak geçmeyecek sanırım...Bir kaç gün önce malesef  Happy'i kaybettiğimizi öğrendim. Hiç görmeden çok sevdiğim, bütün maceralarını takip ettiğim,  ailesinin boncuğu Happy artık Miskin ile beraber. Eminim birlikte evrenin bir köşesinde mutlu mutlu oynayıp, bol bol bir ağacın gölgesinde kestiriyorlardır...

Bu yazımı ona ve sahibine ithaf etmek istedim. Benim blog yazmaya başladığım dönemlerde http://www.yavrukedibuldum.com/'u henüz keşfetmiştim. Mutlaka bu yazıyı okuyan herkese siteyi henüz keşfetmediyseniz açıp bakmanızı öneririm. Okumalara doyamadığım sahiplerinin de çok iyi insanlar olduğunu  düşündüğüm bir sitedir. Miskin'i kaybettiğim dönemde hep yanımda oldular sağ olsunlar. Aslında hiç bu olay olmadan da bir yazı yazmayı planlıyordum ama kısmet işte şans bana vakit tanımadı.

Happy' de artık ölümsüz bir kahraman. O sahibine böylesine ilham vererek acemi kediciler ve hatta çok deneyimli olan kediciler için bile çok kıymetli bir bilgi kaynağının yaratılmasına sebep oldu . Her macerası her deneyimi başkalarına yol gösterdi belki o çok kıymetli bilgiler, öneriler minik bebek kedilerin hayatını kurtardı ve bundan sonra da kurtarmaya devam edecek.

O adı gibi çok mutlu bir kediydi. Hayatını doyasıya  aynen bir kedinin doğasında olması gibi yaşadı.
Çok çok sevildi ve eminim ailesi tarafından çokça da özleniyor. Benzer yollardan geçen biri olarak insanın kalbindeki kırıklığın tamir edilmesinin hiç te kolay olmadığını biliyorum ve cümle kurmakta öyle zorlanıyorum ki şu anda...Happy'yi bizlerle tanıştırdıkları ve bu harika siteyi yarattıkları için bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Zamanın onlar için bu süreçte çabuk akmasını diliyorum, çokça da sabır...

Umarım bir gün tekrar yeni maceralar ile geri dönerler,

Bu gece iki tane mum yakacağım, biri Miskin biri de Happy için olacak...

Sevgiler,




14 Eylül 2015 Pazartesi

Ne kadar az tüketebilirsin?

Bugün tüketim ile ilgili çok güzel bir makale okudum. Zaten bir süredir az tüketmek, ihtiyacım kadar almak konusunda dikkat ediyordum ama yine de alışveriş sitelerine girip bir şeyler almama engel olmuyordu bu dikkat !

Amerika'ya gitme planı ile birlikte tabi para biriktirmekte mecburiyet oldu. Kendime bir hedef koydum. Önümüzdeki ay temmuz ayına kadar yeni kıyafet, ayakkabı, ev eşyası yada aksesuar almayacağım. Aşırı olmamakla beraber tüketimi alışkanlık haline getirmiş bir kişi olarak sanırım bu çok zor gelecek. Yani şu anda hiç zor gelmiyor ama bir ay sonra bakalım bağımlılar gibi komaya girecek miyim merak etmiyor değilim. Kendi üzerimde bir deney olsun bu da :))

Başta bahsettiğim makalede insanları tüketmenin değil tecrübe etmenin gerçekten mutlu ettiğinden bahsediyordu. Yani yeni bir ruj almak yerine arkadaşlarınla birlikte bir öğlen yemeği yemek. Yada yeni giysiler yerine tatile gitmek, seyahat etmek. Düşününce ben de en çok bu anılarla mutlu olduğumu farkettim. (Sahip olduğuma en mutlu olduğum elektronik olan ve evde yapışık gezdiğimiz Ipad'i hariç tutarım hehe). Bir yaz tatilini geçirmek için bir kot şort yeter insana yada iki çift bikini, sayısı beşi geçmeyecek kadar da tişört,  o zaman bu kocaman valizi ben ne gereksiz eşyalarla dolduruyorum diye sorarsın kendine. İnsan az  ama şık olan parçalar ile idare edebilir pekala.

Sadece mevzu kıyafet mi? Evimizi de pek çok gereksiz eşya ile dolduruyoruz. Zaten evde çok eşya sevmeyen biriydim öteden beri ama benim bile evi arındırma operasyonuna ihtiyacım var belli bir düzeyde. Misafir için tek nevresim takımı ayırmak yeterli örneğin ikinci takıma ihtiyacım yok aslında. Mutfağı dolduran tabak çanağa ne demeli. Ölene kadar yeni bir  mutfak eşyası almamı gerektirmeyecek kadar fazla tabak var...

Temmuza kadar bakalım bu fikirler değişecek mi hep birlikte göreceğiz. Dürüst olup arada kaçamak yapmayacağıma söz veriyorum ;)

Sanırım yavaş yavaş kendimi daha iyi tanıyorum..


3 Eylül 2015 Perşembe

Kelimelerin Gücü

Uzun bir aradan sonra yeniden merhaba. Hep yazmak istedim, aklımda konular belirledim ama nedense bilgisayar başına geçince vazgeçtim. Şimdi hazırım sanırım...

Miskin'i kaybetme sürecinde hayatımın en mutsuz günlerini yaşadım. Kim ne derse desin umrumda değil Miskin'i kaybetmek benim için bir insanı kaybetmekten farksız oldu. Hatta bir insanı değil sanki kendi kolumu bacağımı gömmüşüm gibi geldi toprağa. Yaşamın anlamsızlığını, kısalığını bir kere daha hatırladım. Mutsuzluk beni yeniden düşünmeye, kendimi tekrar keşfetmeye sürükledi. Ben hayattan ne istiyordum? Mutluluk için mi yaşıyorum? Zevk için mi ? İnsanlığa hizmet için mi ?

Ben hayatı mutlu olmak ve güzel anılar biriktirmek için yaşıyorum sanırım. Her ne kadar bu anıların da bir anlamı olmadığını düşünsemde zavallı can bulmuş bünyem  en azından bir bütünken ve işliyorken bari mutlu olsun diye düşündüm. Benim için mutluluk nedir ? Beni ne mutlu eder? Bunları düşündüm uzun uzun. Hayattaki amaçlarımı, hayallerimi serdim masaya. Uzun yıllardır hep yurtdışına gitmenin hayalini kurmuştum, hep konuşmuştum ama konuşmada kalmış hiç bir icraatta bulunmamıştım.

Hep bir bahanem vardı, param yok, işim belirsiz vs. Sonra düşündüm. Bir insan bir şeyi yapmak isterse bence önünde kimse duramaz. Öyle yada böyle her şeyin üstesinden gelebilir yeter ki istesin. Benim karakterim de biraz öyledir zaten. Bir şeyi çok istediysem altından girip üstünden çıkar asılırım. Bir şeyi istersem ama emin değilsem denize olta atarım takılırsa olur, takılmazsa devam ederim. Ben uzun yılllardır denize olta attım bekliyordum işte. Şimdi ise olta takımını bir kenara atıp kendimi suya attım.

İşte kelimeler, konuşmalar, algıda seçicilik bu noktada bana bir sürü kapı açtı. Hayalimi gerçekleştirmenin pek çok yolu var ve ben bu yollar arasında dolanırken, yıllardır sürümcemede bıraktığım yüksek lisans tezimin öğrenci değişim programı sayesinde beni yurtdışına atabilecek bir fırsat olabileceğini keşfettim mesela. Şimdi okullar ile görüşüyorum, başvuru koşullarını belgelerini araştırıyorum bir yandan toefl çalışıyorum, bir yandan ingilizce kitap okuyorum.

Kısaca dünyevi dertlerden uzaklaşayım derken başka bir seviyede bu dertlerle uğraşır oldum aslında :).
Ama sonuçta yaşamın kuralı bu değil mi ? Bir şeyler yapmak istiyorsan bir bedel ödemek zorundasın. Dünyayı gezmek istiyorsam, bir yıl boyunca Amerika'da yaşayıp gezebileceksem bir kaç ay sıkılayım prosedürlerle uğraşayım razıyım ben. Amerika olmazsa Erasmus ile Avrupa...Ne olursa olsun hayalimi bir köşesinden gerçekleştirmeden bu sevdadan vazgeçmeyeceğim ...









20 Ağustos 2015 Perşembe

Popüler Yayınlar

Sayfalar